ANA SAYFA !
RADYO ACIPAYAM.COM

SİTE AYNASI

Üye
32143

19
FİRMA REHBERİMİZ
KÖŞE YAZARLARIMIZ
HABER ZAMAN TUNELİ
SAYFA İZLENİMİ
Şu ana kadar

47748136

sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: 3 Nisan 2004

HİT
· Bugün

1929

· Dün

4579


Acipayam.com :: Başlığı Görüntüle - Yörükler Kimdir?
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Yörükler Kimdir?

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Acipayam.com Forum Ana Sayfası -> Soralım,bulalım,bilelim
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
isow
ÜYE
ÜYE


Kayıt: May 14, 2006
Mesajlar: 3


MesajTarih: Cum Ağu 18, 2006 4:56 pm    Mesaj konusu: Yörükler Kimdir? Alıntıyla Cevap Ver

Teke yöresinde yaşayan yörükler hakkında bilgi edinmek istiyorum. Tekede yaşayan yörüklerin alevilik kültürü ile yakınlığını, Asya'dan göçen Türkmenler arasındaki farkı. Bilgisi olan yazarsa sevinirim...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
orkinos
ÜYE
ÜYE


Kayıt: Mar 30, 2006
Mesajlar: 25


MesajTarih: Cum Ağu 18, 2006 6:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

HORZUM /HARİZM :

Tanımı :

Adı “Harizm'den gelen Türk” anlamında olan “Horzum” sözcüğü Harizm’den gelmektedir. Horzum aşireti, Oğuzların 24 boyundan birisi olan Beydilli (67,68) boyuna bağlı bir oymaktır.

Tarihçe :

Harizm bölgesi, Aral gölünün güneyinde, Amuderya nehrinin batısında önemli bir Türk yurdundan, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı, Alparslan’ın ordu kumandanlarından Afşin Bey’in komutası altında K. Maraş, Kozan, Niğde, Sivas ve Kayseri dolaylarına gelen 2000 çadırlık kalabalık bir Horzum gurubu daha sonra batıya doğru ilerleyerek Honaz’ı fethedip, Denizli bölgesine kadar X111.Y.yılın ikinci yarısında gelen ve adına “Denizli Türkmenleri” denilen bu büyük topluluk içinde Kayı, Afşar, Yüreğil, Dodurga, Yazır boyları ile Horzum, Barza, Kızılca-Yalınç, Kızılca Keçili, Sarı tekeli gibi oymak ve obalar da bulunuyordu. (67) Bu yoğun topluluk arasında bulunan Horzum oymağından küçük bir grup daha sonraki tarihlerde Mersin dolaylarına göçerek yerleştiler. Burada, yerleşik bulunan 20 çadırlık küçük bir Horzum obası yazın Aladağ, Minastepe, Binboğa, Çobankaya, Baş yayla ve Diş döken pınarı yaylalarında karlar arasında yaylar, kışın Çukurova’da (8) kışlar. Bu obanın bir bölüğünün de 1900 yılı başlarında Alaşehir yöresinden o civara göçtükleri bilinmektedir.

Petrolu 1880 yılında kullanmaya başlayan (8) ve Acıpayam, Tavas, Denizli yöresinde bulunan Horzum oymağı bilâhare Antalya, Alanya, Aydın, Burdur, Akşehir, Denizli, Sultan dağı, Manisa, Bursa, Mersin, Kütahya, Afyon, Dinar, Ula, Sandıklı, Isparta, Mersin, Adana bölgelerine ileri ki tarihlerde Menteşe bölgesinden (67) dağılacaklardır. Muğla’nın Ula ilçesi yakınlarındaki Akdağ’da yaylamakta (4) olan diğer küçük bir Horzum obası dağılarak bir kısmı 1775 yıllarında Tavas İlçesi’nin Çakal çukuru, Yenidere ve Yılanlı mevkilerine geldiler. Bazı küçük Horzum gurupları da 1845 yıllarında Sandıklı ilçesine bağlı Yayman ve Otluk köylerinden gelerek Çivril’in bazı köylerine ve özellikle Kavak alanı, Düzbel köyleri çevresine de konaklamışlardır.

1862-1863 yıllarında Aydın yöresinden, 1888 yılında da başka bir Horzum obasının Alaşehir bölgesine (69) geldiği bilinmektedir. 1692 yılında Kıbrıs sürgününden kaçarak Muğla yöresine çıkan ve daha sonra af edilen 25-30 çadır hanelik küçük bir Horzum obası, Tavas yöresindeki Karahalçık yaylasına konmuşlar, (67) eskiden Aydın bölgesinde hayvancılıkla geçinen Horzumlar daha sonra Bozdoğan yakınlarında köyler kurmuşlardır. XV1. Asırda toprağa bağlanmakla beraber, çoğunluğu konar-göçerliğe devam eden Horzumlar X1X. Y. yılda Aydın, Denizli ve Bursa yöresinde çoğunlukla yaşamakta iken güney Anadolu yöresine özellikle de Çukurova, Adana yöresine de buradan yayılmışlardır. Çukurova bölgesinde kışlayan Horzumlar’ın ayrıca (24) K. Maraş, Kozan, Niğde, Kayseri ve Sivas civarında da bir çok obaları bulunmaktadır. Bir bölüğü 1835 yıllarında Alaşehir bölgesinden Bulkaz dağına konar-göçer, gelerek Türk-İstiklâl savaşı sonrasında Çivril bölgesine, bir kısmı 1712 yılında Akdağ yöresine iskân edilirlerken, bir kısmı de 1865 yılında Akseki ilçesinden gelip Akdağ’a yerleşen Horzumlar’ın Ege bölgesindeki kışlak ve yaylakları da şöylece sıralanabilir:Yaylaları :Sandıklı, Ahır, Kumalar, Bozdağ, (24) Akdağ’ (Karbasan, Koca yayla, Arpa çukuru, Koca göl, Esenli yaylaları), Kışlakları :Aydın, Çine, Kuyucak ova ve yöreleri,

Etkinlikleri :

Aral gölünün güneyindeki Harezm bölgesinde (68, 70, 71) Kutbüddin Muhammet tarafından kurulan Türk-İslâm hanedanı Harzemşahlar Devleti 1097-1231 yılları arasında Harezm ve İran’da hüküm sürmüştür.

Bulundukları Yerler :

(4, 9, 10, 24, 67, 72, 73, 74, 75) Yurt dışında İran’da, Anadolu’da: Adana, Afyon, Antalya, Aydın, Burdur, Bursa, Denizli, Kayseri, Konya, K. Maraş, Kütahya, Manisa, Mersin, Muğla, Isparta, İzmir, Manisa, Niğde, Sinop, Sivas, Ş.Urfa, Uşak (Yapağılar köy) illeri ile Başmakçı (Çoğunluğu 150 hane), Yalvaç, Keçiborlu, Kozan, Ödemiş (Çamyayla-Lübbey köyü), Çavdır (Ambarcık köyü), Dinar (Merkez ilçe ve Yıprak, Seydimelek, Yorgalar, Madenler, Bostancı, Kızıllı, Gökçek, köylerinde), Ödemiş, Gölmarmara, Erfelek, Sarayköy (Merkez ilçede), Alanya, Akseki, Akşehir, Gölhisar, Bozdoğan, Sultan dağı, Çivril, Honaz, Tavas (Gökçeler köyü), Turgutlu (Dağmarmara-Horzum köyü), Sandıklı (Otluk, Yayman ve Örtülü köylerinde), Salihli (Sart kasabasında), Sultan dağı, Söke (Özbaşı köyü), Ula, Alaşehir (Horzum Keserler, Horzum Alayaka, Horzum Sazdere, Horzum Embelli köylerinde), Ula, Senirkent il ve ilçelerinde oturmaktadırlar.

Denizli’deki Yerleşimleri :

(67, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83) Denizli (Merkez ilçe, Hacı Eyüplü köylerinde), Acıpayam, Çivril (Merkez ilçe, Aktaş (Çoğunluğu), Bozdağ (20 Hane), Karahacılı (25 Hane), Yuva (10 Hane), Beydilli (34 Hane), Çötel, Caber, Cumalar (Ekseriyeti), Akdağ (Ekseriyeti-15 hane), Karamanlı, Süngüllü (4 Hane), Kavakalanı (Tamamı-15 Hane), Düzbel (60 Hane),Tekke, Yeniköy, Kaşıkçı,Yamanlar köylerinde, Gümüşsu (25 Hane), Işıklı (2 hane) kasabalarında), Honaz, Sarayköy (Merkez ilçede), Tavas (Gökçeler köyünde),

Dinsel İnançları :

Sünni/Hanefi (72, 74, 83) mezhebindedirler.

Kültürel Değerler :

1)Fizyonomileri -Mizaçları :

Tipleri genellikle Türkistan-Moğol tipine benzerlik göstermektedir.

Erkekler: Ekseriyetle sarışın ve buğday benizli, esmer tenlileri azdır. Elmacık kemikleri çıkık, çoğunluğu badem-kahverengi gözlü olup, siyah ve çakır gözlü olanları az, saçları siyah, ayak numaraları 40-42 arasındadır. Boyları 1.65-1.75 cm. arasında uyumlu bir vücut yapısında, Kafaları Yörük (Yörüklerde çocuklar doğumlarının ertesi günü başı ve vücudunun tamamı sıkıca sarılarak annesinin arkasında dağ, bayır, Pazar dolaşır. Bu nedenle önden arkaya uzunluğunun artmasına neden olan bir yumru oluşmakta olup bu yumru Yörüklerin alâmeti olmaktadır.) kafası, az şişmanca, kahverengi saçlıdırlar.

Sert-asabi mizaçlı, tez canlı, aceleci, sabırsızdırlar. Haksızlık ve adaletsizliklere tahammül edemezler. Namuslarına düşkün, az sabırlı ve tedbirli, kanun ve nizamlara bağlı, hoşgörülüdürler.

Kadınlar : 65-80 Kg. ağırlığında, buğday tenli, Kara ve kahverengi gözlü olup gök ve çakır gözlülerine rastlanılmaz. Boyları 1.60-1.65 cm. arasında, genelde saçlarını kesmeyip bellerine kadar uzatarak 8-12 arasında örgü yaparlar. Başlarına çeki çeken kadınlar. erkeklerden çekingendirler. Ellerine ve ayaklarına özel günlerde kına yakma adetlerini sürdürürlerken. çoğunluğu taassup giyimli ve açık sözlüdürler. Kadınlar başlarına Kadiri Dervişlerinin külâhları şeklinde olan bir fes giyerler. Bu feslerin üzerlerinde birer gül bulunur. Bu işlemeli gül 15 Cm. çapında olup fesin etrafına altın, gümüş paralar dizilmiş ve bu paraların çevresine (8) bir çok zincirler de eklenmiştir.

2)Sosyal yaşam :

Kaçarak ve görücü usulündeki evliliklerin yarı yarıya bulunduğu aile yapısında başlık-ağırlık olmadığı gibi bir den fazla evlenmenin vaki olduğu Horzum’larda anne, baba ve çocuklardan oluşan toplum ayni çatı altında ikamet edip ayni tabaktan yiyip içilebilen, erkek hâkimiyetinin esas alındığı ataerkil bir aile yapısı uygulanmaktadır. Erkekler eşlerine ve diğer kadınlara karşı daha sert, otoriter ve sevecen, hoş görülüdürler. Kan davası bulunmaz. Kadınlar kocalarına itaat ve sadakatle bağlı olup evlilikte sebat esastır. Kadınların çoğu silâh ve kesici aletler taşırlar. Daha sakin duruşludurlar. Mücbir bir sebebe dayanmadıkça evlilik birliği boşanma ile sonuçlanmaz.

Kadın erkek birlikte çalışılabilen toplumda kadınlar erkeklere daha saygılı ve hürmetli olup fazla konuşmazlar. Evliliklerde ağırlık başlık parası halen uygulanmaktadır.

Obanın çadırları kara olup, sağlam ve dayanıklıdır, yönleri-ağzı doğu yönüne bakmaktadır. Hemen her çadırda mutlaka bulunması gereken ve adetleri gereği de bulunan “kaval” obanın vaz geçilmez müzik aletlerindendir.

Tipleri genellikle Türkistan-Moğol tipine benzerlik göstermektedir. Kadınlarının başlarına giydikleri fesler kadiri dervişlerinin külâhları gibi olup, üzerlerinde birer gülü vardır. Bu işlemeli gül 15 cm. çapındadır. Fesin etrafına altın, gümüş paralar dizilmiş ve bu paraların etrafına bir çok zincirler de (8) eklenmiştir.

3)Dil-Lisan :

(67, 72, 73, 76, 77, 78, 79, 81, 82, 83)

Alatlamak :Acele etmek, Alaşapat :Alelacele,

Avunmak :Eşeğin çiftleşmesi, Alakmalak :Belli belirsiz,

Börüktürme :Haşlama, Cımbar :Yoksul, fakir,

Doh :Vah, Deşde :Sususz yetişen sebze,

Davun :Kötülük, Gübür :Boysuz,

Gevşenme :Geviş getirme, Gargabak :tertemiz,

Kolçak :Yün yumağı, Pisel :Pislik,

Selen :Ses, nida, Somak :Boğaz,

Üleşmek :Paylaşmak, Yaygı :Çul,

Yünmek :Yıkanmak, Yongat :Noksansız, tam,

Zıbın :Gömlek, Elma :Alme, Alma,

Ateş :Ataş, Tuvalet :Keneflik, Abdeshane, Helâ, Kenef,

Ağabey :Ağa, Gaga, Nine :Ebe, Nene,

Baba :Boba, Erkek :Adam, İnsan,

Abla :Aba, Az :Accıkca, Accık,

Anahtar :Kilit, Akşam :A’şam,

Banka :Banga, Bu gün :Böyün,

Büyük :Böyük, Buğday :Buydey,

Ekmek :Yuka, Merdiven :Merdimen,

Çocuk :Bebek, Sıkıntı :Bunalmak,

Koca-Erkek :Gocadam, Len, Kadın-Eş :Gocagarı, Avrat,

Bakraç :Bakır, Bakırca, Kardeş :Gardaş, Gardeş,

Ayakkabı :Babıç, Patlıcan :Badılcan,

Soğan :Sovan, Fakir :Yoksul, Galender,

Neşeli :Keyfli, Cof, Sigara :Cıgara,

Cemaat :Cemat, Co’mat, Çanta :Çente, Torba, Çenta,

Çamaşır :Eski, Çaput :Çapıt,

Kaşık :Gaşık, Tabak :Sahan,

Dükkân :Dükgen, Değirmen :Deymen,

Misafir :Musafir, Yemek :Aş,

Yatak :Döşşek, Döşek, Döşemek :Yazmak, Sermek, Ev atmak,

Teyze :De’ze, Fotoğraf :Fotıraf, Resim,

Zayıf :Cılız, Komşu :Gonşu,

Erzak :Gatık, Azık, Öteberi, Tahta :Ta’ta,

Leğen :İliğen, İleğen, Lâstik :Irastık,

Elbise :Urba, çamaşır, Fare :Geme, Keme,

Karınca :Garınca, Konuşmak :Laf etmek, sohbet,

Makas :Sındı, Taksi :Araba,

Cimri :Mıh sıçtı, İmam :Hoca,

Sağlam :Sa’lam, Sabah :Sabala,

Vermek :Meh, Al, Mee, Söylemek :Demek, Laf,

Şimdi :Hindi, Doktor :Dokdur, Hekim,

Bardak :Gupa, Tas, Boduş, Üflemek :Üfürmek,

Rüya :Ürüya, Utanmak :Ar, Arlanma,

Küçük :Güccük, Küçücük, Yaramaz :Kötü,

Otomobil :Tomafil, Saat :Se’et, Sahat,

Pençere :Delik, Öksürük :Önsürme, ֒sürük,

Hapis :Dam, Traktör :Motur,

4)Adet ve gelenekler :

1.Diş bulguru-Dişlik :

Buğday, nohut, fasulye, mısır yarılıncaya kadar suda kaynatılır. Kaynamadan sonra suyu süzülür. Tuz ekilir. Tabaklara konularak misafirlere yenilmesi için cevizle birlikte ikram edilir. Diş bulguru evlere de dağıtılınca, yiyenler tabaklara para, boncuk, çocuk giyecekleri (Yazma, çorap, patik Vs.) verirler. Misafirler “Dişi kuvvetli, yaşı uzun olsun” derler. Çocuğun annesi değişik bir yeni elbise ile misafirlerinin karşısına çıkar. Diş bulgurunun yenilmesinden sonra tef çalınarak (83) eğlenilir.

2.Kına yakma :

Horzum’larda geleneğe göre “Kınasız el, hamura batırılmaz veya kurban kınalı elle yüzülür.” Bu nedenle mutlaka kına yakılır. Düğünlerde gelinin bir yanına, en yakın arkadaşı-sadıçı veya kardeşi, diğer yanına akrabaları kına (76) yakarlar.

3.Ramazan Adetleri :

Oruca başlanmazdan ve Ramazan girmezden önce, iftar ve sahurda yenilecek yiyecek maddeleri (Erişte, Pirinç, yağ, tuz, şeker, makarna, un, çorbalık çeşitleri, peynir, yoğurt, bulgur, Vs.) hazırlanır. Sahurda yenilecek yemekler akşamdan pişirilerek hazırlanır. İftara yakın çorba, hoşaf, sütlaç yardımcı garnitür olarak hazırdır. Evler badana yapılıp, yünülüp yıkanılır, elbiseler değiştirilir. Namaz hocası, Kur’an-ı Kerim gibi dini bilgileri havi kitaplar okunur.

İlk teravih namazına tüm köy halkı kadın-erkek camiye gidip namazlarını kılarlar. Namaz sonrasında köy kahvelerinde muhabbetler yapılır. Ramazan geceleri diğer günlere göre daha geç yatılır. Sahura İmamın camiden vereceği selâ ile kalkılır. Hazırlanmış olan yiyecekler yenilir, içilir. “Niyet ettim, Allah rızası için, yarınki Ramazan orucunu tutmaya” diye niyet edilerek yatılır. “Ekmek yedim kuruca, Su içtim duruca, Niyet ettim, Yarınki oruca” diye çocuklarında (84) niyet ettikleri görülür.

Oruca başladıktan sonra ağır işler fazla yapılmaz. Ramazan müddetince eşler, dostlar, akrabalar, yoldan geçenler, ziyarete gelenler misafir edilerek Ramazan nimetlerinden ve hayır hasenattan, yardımlaşmalardan yararlandırılır. Dargınlar barıştırılır, hasta olanlar ziyaret edilir, büyüklerin elleri öpülerek gönülleri alınır, hatır kırılmamaya çalışılır. Ramazan ayında aileler pişirdikleri yemeklerden komşulara birer tabak vererek tattırırlar. Fakir olanlara yardımlar yapılıp, iftar sofralarına ( 85) çağrılır.

4.Koç-Teke katımı :

Koyun ve keçilerin erkek ve dişileri Eylül ayının başında ayrılarak ayrı ayrı yerlerde otlatılıp, istirahat ettirilen erkek olan hayvanlara bu arada çam burcu, meşe çekirdeği, arpa, buğday yardırılarak karıştırılıp yedirilirken, dişi hayvanlara da tuz ve acı biber verilir. Bu şekilde geliştirilen hayvanlardan koyunlar 1.Ekim’de eşleriyle birleştirilirlerken, Tekeler, eşleriyle 15.Ekim’de serbest bırakılırlar. Bu sırada tekelere erkek çocuk bindirilir veya yanaklarına tere yağı çalınır ki bu doğan kuzular erkek olsun veya eti yağlansın inancındandır. (72, 73)

5.Mayanın (Damızlık) değiştirilmesi :

Hıdrellez günü (6.Mayıs) yeşil otlar üzerinde biriken çiğ-sular toplanıp, maya olarak süte katılarak yoğurt yapılır. Bu damızlık her sene değiştirildiği için buna “Damızlık değiştirme” adı ( 73) verilir.

6.Peynir mayası elde etme :

Taze oğlak veya kuzu kesilir. Annesinden emdiği ilk süt (Ağız) midesinde bir yuvarlak halinde bulunduğu için, bu yuvarlak oradan alınarak ezilip suyla karıştırılır. Bir bardağa konulur ve peynir mayası olarak (72) kullanılır.

5)Diğer adet ve gelenekler :

(8, 72, 78, 79, 82, 83) -Ateş ocakta kükreyerek yanarsa, kar yağacağına inanılır.

-Ayın veya güneşin çevresinde daire oluşursa 3-5 gün arasında yağış olacağı anlamı çıkarılır.

-Batıdan poyraz eserse, yağış az, soğuk fazla olur.

-Yeni doğan çocuğun sırtının sağında bir beni bulunursa, bu çocuk ulu sayılır ve çocuğun yıkandığı atık su, zayıf çocuklara şifa yerine içirilir.

-Aralık ayının ikinci haftasında, Karakışta yağmur çok yağarsa, Zemheri de hiç yağmazsa, Mart ve Nisan ayında 7-8 saat yağmur yağarsa, o yıl bolluk olacağı inancı yaygındır,

-Çocuğun dişi çıkınca “Diş bulguru” adı ile buğday pişirilerek dağıtılır.

-Denizli yöresinde, Uşak yönünden Akyel-Deniz yeli estiğinde don yapar veya kar yağar,

-Kuşlar ötüşerek kalabalık gruplar halinde uçtuğunda kışın şiddetli olacağı anlamı çıkarılır.

-Keçilerin çalıyı ve ardıçı fazla yemeleri ağır bir kış olacağına işaret sayılır,

-Kara yel güneyden kuzeye eserse yağmur yağar,

-Kavaklar yaprağını tepeden dökerse, kışın hafif geçeceği anlamı verilir.

-Hayvanlar iştahla çok yayılır, fazla yerse, havanın şiddetli kış olacağına ve fazla kar yağacağına işarettir.

-Poyraz sert ve soğuk eserse, don olayı meydana gelir.

Batıl inançlar :
(8, 72, 73, 78, 79, 81, 82, 83) -Akşam vakti, ikindiden sonra ve her zaman yoğurt damızlığı isteyenlere (Hayvan ırkı bozulmasın inancı ile) verilmez,

-Akşam ezanından sonra evden; soğan, sarımsak, biber, sigara, sabun, turşu, sirke, katran gibi acı, ekşi, kara şeyler çıkarılmaz, ocak bir olsa dahi isteyenlere verilmez. Israr edilmesi halinde bu maddeler üzerine 3 adet kömür konularak verilir. Bazı ailelerde ocak bir olursa (72) verilir.

-Ava giden bir avcıya rastlayan kişinin “Rast gele” dememesi veya “Nereye gidiyorsun” demesi olumsuzluk sayılıp, avcı hemen geri dönerek avdan vaz geçer. Ava devam etse bile avlanamayacağı inancı yaygındır.

-Avcılar avlanmaya giderlerken, önünden kedi geçerse, avlanmadan (İşim rast gitmez düşüncesi ile) geri dönerler.

-Baykuşun ötmesi acı haber duyulacağının ve uğursuzluk getireceğinin habercisidir, bazı oba halkı tarafından Murat anlamında da yorumlandığı olur.

-Bazı hallerde tarhana karmak, belirli kişilere yaramaz, bir olumsuzluk getirdiği tecrübe edilmiştir.

-Bazı kişilere baba ve dede adlarının yaramadığı ifade edilmektedir.

-Bozkurt’un dişini cebinde taşıyan kişi nazar görmez, hem de uykuda sayıklamaz,

-Bozkurt’un gözü kurutulur ve toz edilerek sürme gibi göze çekilirse, o göz çok görür ve ağrımaz.

-Cuma günü, Cuma namazı vakti geçinceye kadar, (Bu gün Müminlerin bayramı olduğu inancı ile) ava ve her hangi bir işe gidilmez, yaş ağaç kesilmez, çift sürülmez, eski (Çamaşır) yıkanmaz, süpürge süpürülmez,

-Gece köpeğin uluması uğursuzluğa alâmet sayılır,

-İki komşu arasından kara kedi geçerse, komşular arasında, anlaşmazlık çıkacağına yorumlanır.

-Karga’nın ötmesi, kara haber getireceğine yorum yapılır,

-Kibrit kutusunun dik durması misafir geleceğine işarettir.

-Kullanılan sabun elden ele verilmez. Ancak gerektiği hallerde ya elin tersi ile verilir veya yere konularak yerden alınır.

-Salı ve Cuma günleri yaylak ve kışlak göçleri yapılmaz,

-Salı günü çamaşır yıkanmaz,

-Tavuğun horoz gibi ötmesi kötü habere yorumlanır,

-Yolda tavşan ve yılan’ın görülmesi olumsuzluk ve uğursuzluk geleceği inancı ile yorumlanır, hayra işaret sayılmaz,

-Yürümekte geciken çocuklar için “Aydaş” oldu gerekçesiyle, “Aydaş aşı” pişirilerek dağıtılır veya evde ikram edilir.

-Yürüyen çocuğun emeklemesi, misafir geleceği anlamında yorumlanır.

Kurt ağzı bağlama : Hayvanlardan birisi dağda kaybolduğunda, kurdun bu hayvanı parçalamaması ve bulunup gelmesi için, inanç gereği bu işi bilen ve okuyan kişiye bağlatılan bir nevi muska çeşididir. Hayvanı kaybolan kişi, hocaya gelerek “Kurt ağzı” bağlamasını ister. Hoca da eline bir ip alarak, “Kulhuvallahü Ahad ve Elham, Vessemcu” dualarını okuyup her okuyuşta ipliğe bir düğüm atar. Üç düğüm olunca “Ben şu dağdan, şuraya kadar bir sınır çizdim. Bu arada senin hayvanına bir şey olmaz, kurt da yemez” der ve “Eğer sabah senin hayvan bulunup gelirse düğümleri çöz, yoksa günaha gireriz” ifadesinde bulunur. (84) İp evin bir köşesine bağlanır ve hayvanın bulunmasına kadar (83) çözülmez.

7)Halk Hekimliği :

1.İnsan sağlığı ile ilgili hastalıklar ve tedavileri :

a)Daz : Uyuz hastalığına yakalanan çocuğun anası, çocuğunu kutsal sayılan bir pınarda yıkar ve ondan sonra çocuğun vücudunu fışkı ile ovuşturur. Bu hastalığın ismine “Daz” (8) denir.

b)Uçuk :Kırkını çıkarmadan korkarak dudağında uçuk çıkaran çocuğa bir kara eşeğin sütünü üç defa içirmek (8) adettendir.

c)Nazar değmesi :İri tuz tavada kavrularak soğuk suyun içine dökülür. Hasta oturtularak başından bir bez veya çarşafla örtülür. Bu suyun buharı hastaya koklatılır. İkinci bir tedavi şekli de kurşun dökülmesidir. Kurşun bir tavada eritilir. Başı bir çarşafla örtülen hastaya eritilen kurşunun soğuk suya hastanın başından aşağı dökülmesi ile hasıl olan buharın koklatılması ve kurşunun su içinde aldığı şekillere göre yorum (75,82) yapılmasıdır.

d)Karın ağrısı :Ardıç tohumu, çam sakızı, ısırgan otu dövülüp kaynatılarak yakı yapılır Ağrıyan bölgeye (82) sarılır.

e)Zehirlenme :Süt ısıtılarak, şekerle içilir. Yoğurt veya sarımsaklı (83) yoğurt yedirilir.

f)Göz ağrısı : Taze emzikli kadının sütü ağrılı göz veya kulağa (83) damlatılır.

g)Kabızlık :Bodur Mehmet (Madımağa benzer Yaz ve kış yeşil kalan küçük yapraklı bir bitki) otu ağızda gevelenerek ezilir ve suyu (72) içilir.

h)Kurşun çıkarma :Taze çam akması kurşun deliğine sarılırsa bir müddet sonra kurşunu çeker çıkarır. (73) Çıbanda da ayni çare uygulanır.

1)Çıban :Şalba otu hafif haşlanarak ılık vaziyette bir bezle yara üzerine sarılır. 2-3 saat sonra sargı alındığında yara temizlenmiş olur. Aynı otun suyunun damlatılması da tedavi için (78) yeterlidir.

2.Hayvan hastalıkları ile ilgili hastalıklar ve tedavileri :

Hayvanlarda meydana gelen hastalık ve rahatsızlıklar: Amel (Öterek), Bozcalanma (Göz hastalığı), Çiçek, Kabızlık, Keçebaş, Kıl kurdu, Tabak (Şap), Ur, Yanıkara, Yaralanma, Yılan sokması, olarak (85) sayılabilir.

1.Tabak : Çift tırnaklı hayvanlarda oluşur. Belirtisi, hayvanların ayaklarında ve tırnak aralarında ve ağzında yaralar çıkar, salyası akar, ateşi yükselir. Çaresi: öncelikle ateşini düşürmek için suya çekilir veya üzerinden kova ile su dökülür. Ağzına öğütülmüş şap sürülür. Ayaklarına naftalin (82) dökülür.

2.Kıl kurdu : Hayvanın ak ciğerinde oluşur, belirtisi balgam yapar ve hayvanın öksürmesidir. Çaresi: Sarıca ağaç kökü kaynatılarak suyu (83) hasta hayvana içirilir.

3.Keçebaş : Daha ziyade keçilerin akciğerlerinde oluşur. Belirtisi; hayvan iniler, düşkün ve halsiz , iştahsız olur. Yürüyemez. Çaresi: Bu hastalıklı hayvan kesilerek Akciğeri çıkarılarak doğranır. Sarımsak, pamuk ipliği ve tuzla karıştırılarak dövülür. Bu karışım bir kap içine konularak bir gün (24 saat) bekletilerek kokuşması sağlanır. Sonra bulamaç halindeki eriyikten iplik alınarak yorgan iğnesine geçirilerek diğer hayvanların (Koyun-Keçi) kulaklarından veya koltuk altlarından geçirilerek iplik kulakta bırakılarak makasla bir (3-5 Cm.) miktarı kesilmek suretiyle bırakılır. Böylece aşı yapılarak hastalığın diğer hayvanlara intikali önlenmiş olur. Eğer aşı yararlı olacak ise hayvanın kulağı şişer, aksi halde şişmez. Bu hastalık akciğerde (72, 84) oluşmaktadır.

4.Bozcalanma (Göz hastalığı): Her nevi hayvanlarda göze bir çöp batması veya bir ağaca-dala vurulması ile oluşur. Belirtisi; hayvanın gözleri sulanır, kıp kıp eder. Çaresi: Rahatsız göze, ağıza alınan tuzlu suyun püskürtülmesi ile şifa (85) bulunur.

5.Yılan sokması-Zehirlemesi :Her nevi hayvanın, ekseriyetle ayak ve boyun taraflarından veya sütünü emerken memelerinden yılanın sokması ile zehirini bırakması sonucunda bir şişkinlik oluşur. Bu halde hayvan otlayamaz, yürüyemez, iştahı kalmaz, halsiz hale gelir. Çaresi :Hayvanı görenler veya sahibi doğu yönüne dönerek “Hasan Hoca, benim keçiyi veya koyunu yılan soktu, iyi et.” diye üç defa bağrılırsa hayvan (84) iyileşir.

6.Çiçek :Keçi ve koyunlarda oluşur. Belirtisi: hayvanın vücudunda kabarcıklar çıkar, ateşlenme olur, iştahı kesilir, halsizlik meydana gelir. Çaresi; Tavuk yumurtasının sarısı yağ ile karıştırılarak hayvana içirilir veya koyunun şakağındaki damarından jiletle yaralanarak kan (74) akıtılır.

8)Atasözleri ve deyimler :
(8, 67, 72, 75, 82, 83) -Ağaç adıyla, yiğit malıyla güler,

-Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.

-Atın, avradın beli (berk) sağlam olmalıdır,

-Bazen dört, bazen dert getirir,

-Çama çıkan keçinin, dala bakan oğlağı olur,

-Develer sunadır, koyun berber, keçi çerçidir, at server,

-Dosta çayır, düşmanına çadır göster,

-Dostunu yolculukta öğren,

-Dostunun dostu, dostundan dost olur,

-Düğün aşıyla, dostunu davet yasağı savmaz,

-Elin tavuğuna kiş, köpeğine hoşt deme,

-Evlenirsen kız, tarla alırsan düz,

-Evli evine, bekâr saman damına,

-Gece yağan, gündüz açan yıl düzgündür,

-Gizli işin, eşkere çocuğu olur,

-Göç, yolda düzülür,

-Gün döndükten sonra çıkan arıdan, kocasından sonra kalkan karıdan, Hazirandan sonra ekilen darıdan hayır gelmez.

-Gündüz yağan, gece açan yıl bozgundur,

-Güz güneşinde kızım, Bahar güneşinde gelinim yansın,

-Hazar (Çalışma zamanı) ter döken, seferde kan dökmez.

-İki iyilik, yan yana olmaz,

-İkindi güneşi, güzele doğar,

-Kadının karnında sıpa, sırtında sopa eksik olmamalıdır.

-Keçinin uyuzu, gurnanın başından su içer.

-Kedi her zaman, bal yemez,

-Kiş dediği keçi, çalıdan çıkmaz,

-Mal adama atadan kalır, ata malı bereketli olur,

-Oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti.

-Oğlum gelinimi çamaşır yıkarken, güveyim kızımı ekmek pişirirken görsün,

-Otu kekik, hayvanı keklik, olan yerde yurt tutma,

-Sağ yanın Saracık, sol yanın Binboğa,

-Sakla samanı, gelir zamanı,

-Sarı öküzün yattığı yerde, ot bitmez.

-Sütlü koyun, sürüden çıkmaz,

-Tarlayı taşlı yerden, kızı kardaşlı yerden al,

-Tarlanın taşlısı, kızın saçlısı,

-Tek oğlanlı ile tek develinin, yüreğinde yağ olmaz,

-Yazın gölgede yatanın eli, kışın boşa çıkar.

-Yılanın sevmediği ot, baş ucunda çıkar,

9)Maniler - Ninniler :

“Nenni benden,

Uyku senden,

Nenni yavrum, nenni” (81)

“Tilki girdi kümese, Dere boyu giderim,

Al horozu yemese, Beş on koyun güderim,

İki gelin bir olup, Çek deveci deveni,

Kaynanaya demese, (67) Ben seninle giderim. (67)

Keklik uçtu kayadan, Kara koçun boynuzu,

Ettiğin var mı bayadan, Siyah saçın kunduzu,

Bana da ediversen ya, Koyver Çavuş oğlu,

Yazmandaki oyadan.(67) Doğan sabah yıldızı. (67)

Koyun kuzu meleşir, Karanfilim dallanır,

Herkes gülüp oynaşır, Top zülüfler sallanır,

Benim bahtım ne karaymış, Kendisi gelen güzel,

Dilden dile dolaşır.(67) Sabahlamadan yollanır.(67)

10)Türküler :

“Koyun meler, kuzu meler,

Sular akar, göle dolar,

Kahpe felek, bir gün güler,

Gamlanma garip gönlüm gamlanma.

Yiğit yiğide gam eylemez,

İyilerde ham süt olmaz,

Bin kaygı, bir borç ödemez,

Gamlanma garip gönlüm gamlanma.

Yiğit yiğidin yoldaşı,

At yiğidin öz kardeşi,

Sağlıktır cümlenin başı,

Gene gamlanma gönül gamlanma.” (83)

11)Fıkralar :

1.Köpek ayı :

Bir avcıya “Dağda ne oldu anlat” demişler: Avcı özetle gördüklerini anlatırken:

-Köpek ben gibi,

-Ayı da sen gibi, diye başlamış, dinleyenler gülüşerek, tekrar sorarlar:

-Köpek ben gibi, ayı da sen gibi” (82) der.

2.Fitre-Zekat :

Hoca Ramazan ayında fitre ve zekatı anlattıktan sonra bir sığır derisi olan bayan, deriyi hocaya getirerek:

-Hoca fitre verecek param yok, bu deriden de fitre olur mu?

-Kitaba bakalım ne diyor.

-..................,

-Ayak bütün, sırt bütün, hocanındır büs bütün,

-Hocam ayağından bana bir çarıklık kalmayacak mı?

-Hayır kara kaplı kitap böyle yazıyor, “Kötüre, ketire, Deriden de olur fitire, Ayak bütün, sırt bütün, hocanındır büsbütün.” (84)

12)Şahıslar isimleri :

(67, 72, 74, 79, 80, 81, 82, 83) Horzum aşiretinde Erkek ve kız doğan çocuklara :

Erkek : Abdullah, Abdurrahman, Ahmet, Ali, Ali Osman, Baki, Bekir, Cafer, Cemal, Cemil, Ebubekir, Hacı Ali, Halil, Hasan, Himmet, Hüsamettin, Hüseyin, İbrahim, İsmail, Kadir, Kemal, Kudret, Mehmet, Mehmet Ali, Mestan, Mevlit, Muhammet, Muharrem, Mustafa, Nuri, Orhan, Osman, Ömer, Ramazan, Recep, Resul, Rıza, Sabahattin, Sait, Süleyman, Şevket, Veli, Veysel,Yaşar, Yusuf, Kız : Arife, Asiye, Ayşe, Cennet, Döne, Döndü, Dudu, Durdu, Elif, Emine, Esma, Fatma, Gülsüm, Halime, Hatice, Havva, Hayriye, Hörü, Huriye, Keziban, Kübra, Meryem, Mihrican, Nuriye, Rabia, Safiye, Sevilay, Sevim, Şerife, Ümmü, Ümmühan, Yâdigâr, Yeter, Zehra, Zeynep, gibi atadan ve dededen verile gelen isimlerle İslâmi isimler verilmektedir. Bunun yanında “Muhammet, Bekir, Ebubekir, Cüneyt, Elif, Hacer, Kerim, Safi, Ayşe ana, Kübra, Kerime, Rukiye, Kasım” gibi isimler az verilmekle beraber, bazı isimlere birileri tarafından hakaret edilebilir düşüncesi ile fazla verilmediği de belirtilmektedir.

13)Mutfak kültürü :

(67, 78, 83) Horzum oymağı mutfaklarında pişen yemekler : a)Hamur işleri :Katmer, Çörek, Göce, Gömbe-Külür, b)Çorbalar : Un çorbası, Tarhana çorbası, Bulgur çorbası, c) Yemekler :Ekmek aşı, Saç kavurma, Şiş, Güveç, Közleme, Çevirme, Kuru fasulye, Kıymalı pilav, Keşkek, Haşır-Aşure aşı, Arap aşı, Bulgur pilavı, Mercimek aşı, Nohut yemeği, Soğan aşı, Domates aşı, Sulu et-Yahni, Patlıcan dolması, d) Tatlılar : Hoşaf, Bulamaç, Pekmez, Saraylı, Gevrek,

1.Kuzu çevirme :Kuzu kesilerek temizlendikten sonra, arka ayaklarından ön ayaklarına kadar bir sırığa geçirilerek ayakları sırığa bağlanır. Yere çakılan ve altında yer ateşi yanan iki çatal kazığa geçirilir. Altında toprakta kazılan çukur yer ateşinde meşe odunu yakılarak pişen çevirme sık sık çevrilerek her yanının pişmesi ve kızarması sağlanır. Dönerin üzerine yoğurt ve salça sürülür. Gövde içine sarımsak, patlıcan, soğan konulur. Zaman zaman iyi pişmesi için gövde üzerinde bıçakla çentikler açılır. Kıvamınca pişirilen kuzu indirilerek parçalanıp ayranla yenilir. İçinde veya ayrıca pilav pişirildiği de (83) olur.

2.Erişte :Has buğday unu; yumurta, yoğurt, tuz karıştırılarak su ile iyice yoğrulur. Hamur bezdirme şeklinde ve yufkadan biraz kalın halinde açılarak, tavlanmaya bırakılır. Hafif tavlanmasını müteakip bazlamalar üst üste konularak bıçakla küçük dilimler halinde kesilir. Daha sonra yağsız kızartılarak, bezler üzerine serilip kurutulur. Kuruduktan sonra da bilâhare yenilmek üzere kabında muhafazaya (79) alınır.

14)Özel günler-Eğlence hayatı :

Oldukça coşkulu geçen, kadın-erkek, genç-yaşlı, herkesin günlerce önceden hazırlanarak bekledikleri kına gecelerinin seyirlik oyunları bir başka coşkusudur. Bunlar :Gelin-Kaynana, Arap, Köçeklik, Kösem, Yar başına, Erkek, Efe, Deve, Kadı-Muhtar, Kız kaçırma, Kız ağlatma oyunu, gibi oyunlardır. Bunun yanında Düğün, bayram, kına geceleri, nişan gibi özel gün ve eğlencelerde çeşitli zeybekler (Uşak, Tavas, Aydın, Sandıklı), Harmandalı, Köroğlu, Teke zortlatması gibi halk oyunları da oynanmaktadır.

a)Gelin kaynana oyunu :

Kaynana, susuz testiyi su doldurması için geline verir. Gelin testiyi doldurdum der. Ancak boş getirir. Bunun üzerine kaynana:

Çifte öküzlerimi sattım da,

Dümbürdek develerimi sattım da,

Covırın gızı bir bardak su getirsen de, içsem der. Gelin karşılık verir :

“Ben bağlarını, öküzlerini, dümbürdek develerini sat mı dedim? Ben senin oğluna geldiysem, soğuk suyunu da mı dolduracağım” diyerek testiyi (67) kırar.

b)Kız kaçırma oyunu :

İki kişi kız evine konuk olmak üzere gelir. Kız evinden biri “Hoş geldiniz, niye geldiniz” diye sorar. Misafirler:

“Ona geldik, buna geldik,

Bir topan tuza geldik,

Çakır elâ gözlü, kıza geldik” derler. Kız evi; onun amcası yok, ağası yok, babası yok derler ve bu arada kız kaçırılır. Kız evi Muhtara şikâyetçi olur. Muhtar iki tarafı (67) uzlaştırır.

c)Arap oyunu :

7 kişi ile oynanan bir seyirlik oyunudur. Düğün alayından bir kişi yüzünü, kollarını kömür karası ile boyayıp Arap kılığına girer. İki kişiye kadın elbisesi giydirilerek köçek olur. Bir kişi Muhtar, bir kişi bekçi, 2 kişi de efe olur. Kına gecelerinde daha ziyade yakılan meydan ateşinin çevresinde toplanan davetlilerin ortasına Arap çıkarak oynamaya başlar. Oyunu seyreden iki köçek kız da coşarak ortaya atılır ve arapla beraber oynamaya başlar. Kızlardan birisini gözüne kestiren efe kızlardan coşku içinde oynarlarken birisini kaçırır. Kaçan kızı bekçi yakalayıp Muhatara teslim ederken, diğer efe de öteki kızı kaçırır. Bu arada Muhtar yakalanan kızı doktora sevk ederek muayene edilmesini ister. Doktor da “Kız oğlan kız, 6 aylık gebe” diyerek kız olmadığını belirtir. Böylece kız babasına teslim edilir. Oyun neşe içinde böylece devam (85) eder.

Sanat ve Meslek Hayatı :

Hayvancılık asıl meslekleri olan Horzum’lular en çok keçi beslemektedirler. Koyun ikinci sırada yer almakta ise de Deve besleyene bu oymakta pek rastlanmaz. Daha sonra gıda maddeleri ve her nevi ticaret Horzumlar’ın genel meslekleri arasındadır. Yerleşik yaşamda ise genel meslekleri çiftçilik olmuştur.

Bazı mensupları :

(77, 78, 79, 81, 82) Ahmet Akbulut, Ahmet Aslan, Ahmet Güngör, Ahmet Eren, Ahmet Şahan, Ahmet Şahin, Ali Bardakçı, Baki Şahan, Bayram Bardakçı, Cemil Altındağ, Hacı Adıgüzel, H. Ali Yılmaz, H. Ahmet Gökçe, Hamdi Öztürk, Hasan Eren, Hidayet Şahan, Hüseyin Eren, Hüseyin Gökçe, İhsan Horzum, İsmail Altındağ, Kadir Altınay, Kadir Altındağ, Kâmil Eren, Kerim Öztürk, Mehmet Şahan, Mevlit Altındağ, Mevlit Kahraman, Mikail Gökçe, Muharrem Altındağ, Muharrem Gökçe, Musa Eren, Mustafa Altındağ, Mustafa Güngör, Mustafa Uğur, Mustafa Yılmaz, Niyazi Altındağ, Nusret Gökçe, Osman Akkoyun, Osman Eren, Osman Önen, Ramazan Akkoyun, Ramazan Altındağ, Ramazan Aslan, Ramazan Güngör, Sait Şahan, Süleyman Altındağ, Yaşar Altındağ, Yusuf Altındağ,



Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
AhmetHamdi
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE


Kayıt: Mar 25, 2006
Mesajlar: 483


MesajTarih: Cum Ağu 18, 2006 6:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ORKİNOS KARDEŞİM EMEĞİNE SAĞLIK BİLGİLERİ HUZURUMUZA SUNMUŞSUN ALLAH RAZI OLSUN İSOW KARDEŞİMİZİN SORUSUNA CEVAP (YÖRÜK KİMDİR) BENİM ;YÖRÜK ACIPAYAM OVASI VE EGELİLERİN HEPSİ BİZ ASİL BİR MİLLETİN ÜYESİYİZ VE BUNDAN HER DAİM GURUR DUYARIZ SAYGILARIMLA........
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
gaysar
ÜYE
ÜYE


Kayıt: Aug 17, 2005
Mesajlar: 22


MesajTarih: Cum Ağu 18, 2006 9:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Her Türk yörüktrür.Yörüklük ayrı etnik gurup değildir.Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenleri Denizli'de Yör-Türk Vakfı var oraya davet ediyorum.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
daskindede
BAKIR ÜYE
BAKIR ÜYE


Kayıt: Jan 04, 2006
Mesajlar: 176


MesajTarih: Cmt Ağu 19, 2006 8:04 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

meraklilarina bi adres yazacagim...guzel aciklamalari var...


www.BenimBlog.com/tekeli
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
grandhonour
BAKIR ÜYE
BAKIR ÜYE


Kayıt: Aug 10, 2005
Mesajlar: 208


MesajTarih: Cmt Ağu 19, 2006 2:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

hepimiz goruguz beee bazilari yoruk dedin mi hole uzaktan baki verir size ama bilmezki kndiside oz yoruklerdendir guzel bi konu aslinda bence yoruklukle ogünülmeli ama genelde yoruklugu kotu saniyrlar tesekkur ederim guzel bi aciklama yapmis arkadas umarim cvp almissinizdir..
_________________
grandhonour
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
isow
ÜYE
ÜYE


Kayıt: May 14, 2006
Mesajlar: 3


MesajTarih: Pzr Ağu 20, 2006 1:44 pm    Mesaj konusu: Re: Yörükler Kimdir? Alıntıyla Cevap Ver

isow demiş ki:
Teke yöresinde yaşayan yörükler hakkında bilgi edinmek istiyorum. Tekede yaşayan yörüklerin alevilik kültürü ile yakınlığını, Asya'dan göçen Türkmenler arasındaki farkı. Bilgisi olan yazarsa sevinirim...
Yazılan bilgiler için çok teşekkür ediyorum dostlar. Ama bu bilgiler milliyetçi bir zihniyetle ve hiçbir yoruma açık olmadan yazılmış yakın tarih ile ilgili. Biraz daha Türk Tarih Kurumundan uzak bir anlayışla konuya bakmanızı isterdim. Bunları biliyorduk elbet ama. :)
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
daskindede
BAKIR ÜYE
BAKIR ÜYE


Kayıt: Jan 04, 2006
Mesajlar: 176


MesajTarih: Pts Ağu 21, 2006 7:03 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

EEEE guzel kardesim,kizma ama bizlerede ogretilenler bundan ibaret...herkes elinden geldigince bildigini yazmaya calismis..o zaman senin yapacagin bi is var .o guzel parmaklarini klavyenin uzerine goturup link bölümüne www.google.com. yazarak aramak istedigin herseyi oradan arastirman veya Turk tarih dil kurumuna kadar gitmen... :D :D umarim kizmamissinizdir bana.....saygilarimla
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
AhmetHamdi
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE


Kayıt: Mar 25, 2006
Mesajlar: 483


MesajTarih: Sal Eyl 05, 2006 9:10 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

BU Ah Biz Yörükler!



Yörük derlerdi bize,
Göçerdik kışlaktan yaylaya..

Asırlar boyunca yol aldık.
Kimimiz atlı, kimimiz yaya…

Mertlik, yiğitlikle tanınırdık.
Temizdi taşıdığımız maya..

Bir zamanlar kök söktürdük.
Haçlılar’a, Doğu Roma’ya..

Türk-İslâm mührünü vurduk.
Rumeli’ye, güzelim Anadolu’ya..

Yedi düvel karşımıza çıktı.
Bizi yok edeceklerdi, güyâ! .

Mülevves el değdirmedik.
Bacımızdaki alyazmaya..

Kur’ân’dan, töreden alarak ilhamı,
Yeniden açılacağız dünyaya..

Özlem duyarız yıllardır,
Yörüklerin toplanacağı kurultaya..

Ah biz Yörükler,
Ne kadar vurdumduymazmışız ya! .

22 Mart 1997, Ş. Karahisar

Mehmet Bicik



FORUMA GÜZEL BİR ŞİİR EKLEMEK GEREK SAYGILARIMLA.......
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
SONAY
ALTIN ÜYE
ALTIN ÜYE


Kayıt: Sep 29, 2006
Mesajlar: 529


MesajTarih: Cmt Ekm 21, 2006 10:45 pm    Mesaj konusu: YÖRÜKLER Alıntıyla Cevap Ver

Orkinos'a verdiği bilgiden dolayı teşekkür ederiz.

En son SONAY tarafından Çrş Hzr 27, 2007 12:21 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ottoman20
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE


Kayıt: Jul 03, 2006
Mesajlar: 483


MesajTarih: Pzr Ekm 22, 2006 9:23 am    Mesaj konusu: Yörüklük Alıntıyla Cevap Ver

bizim de baba tarafından yörük olduğumuz söyleniyor. yörüklük iyimidir güzelmidir bilmiyorum çünkü yörük çadırında kalmadım dağ dağ tepe tepe ova ova dolaşmadım. Ama bazen şehrin sıkıntısı insanların yozluğu özletmiyor degil o hayatı yaşamasam da.
Yörüklük herhalde iyi birşey olsa gerek diyebiliyorum sadece..
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
ugurr
BAKIR ÜYE
BAKIR ÜYE


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 232


MesajTarih: Çrş Hzr 20, 2007 9:05 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

orkinos kardeş teşpekkürler bende yaralanmış oldum
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
afsin
BAKIR ÜYE
BAKIR ÜYE


Kayıt: Jun 14, 2007
Mesajlar: 121


MesajTarih: Çrş Hzr 20, 2007 4:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yörüklük Türklüğün mayasıdır. Konar-göçer hayat süren insanlara adı üstünde yörük denir... Onlar durmazlar yürürler... "idi" bir zamanlar... Şimdi artık sadece bir kültür olarak çağımız dünyasının kültür hazinelerine katıldılar... Gene de Akdeniz Bölgesi'nde Toroslarda bu geleneği devam ettiren "sarıkeçililer" adında yörüklerin olduğunu biliyoruz...

Bizim Denizli'nin güneyinde kalan ilçelerden özellikle Tavas,Acıpayam yöresinde bu geleneğin izleri olduğunu söylemek mümkündür... Özellikle Kurban bayramlarında Acıpayam ve Tavas yöresinde keçi,erkeç türü davarların tercih edilmesi de bunun bir göstergesidir... Denizli'nin kuzeyinde daha çok kuzu türü davar tercih edilir... Ayrıca yerleşik hayata yüzyıllar öncesinde geçmiş olmamıza karşın hala bazı özelliklerimiz var ki göçebe kültürün yansımaları olarak hala canlılığını koruyor...

Tavas'ta 1980'lere kadar insanlar kışın Tavas merkezde otururken yazın bağlara göçerlerdi... İnsanlarda böyle bir ihtiyaç vardı... Bir geleneğin devamı olduğunu düşünüyorum... Tabi artık pek yok... Fakat bir önemli özellik daha var ki bu özellik yörük kökenli olduğumuza en güçlü delillerdendir... Anadolu'nun her bölgesinde ve Trakya'da var olan bir gelenek var... İnsanlar şehir hayatına geçmiş olsalar da bu alışkanlıklarından kolay vazgeçemiyorlar... Yaz geldi mi, özellikle kırsal bölgelerde; biber, bamya, fasulye gibi besinler kurutulur, salçalar ve tarhanalar yapılır, bazı bölgelerde pestil, bazı bölgelerde de pastırmalar yapılır... Bunların yapılmasındaki amaç kolay taşınabilir kışlık besinler depolamaktır ve genellikle yörüklerde görülür...

Yörüklüğün en çarpıcı özelliklerinden biri de bağımsız olmalarıdır... Konar göçer olmaları onlara hiçbir boyunduruk kabul etmeyecek yüksek bir ruh kazandırmıştır... Ve nereye giderlerse törelerini, kanunlarını götürürler... Bu kanunlar o kadar pratiktir ki, yazılı bile olmadığı halde herkes bu kuralları bilir ve aykırı davranmak çok zordur... Yalnız hemen şunu söyleyeyim: bu töre ve kanunlar öyle olumsuz anlamda anlaşılacak şeyler değildir... Elbette çağımızda kabul görmeyen pek çok yönleri vardır ama genellikle toplu yaşamı kolaylaştıran ve sınırları belirleyen kurallardır...

Tarık Buğra'nın "Osmancık" adlı romanında yazdığı o kültürün yüceliğindeki gibi iyi anlaşılmalıdır... Anadolu yörükleri kendilerine Türkmen derler... Ama dünyadaki bütün Türksoylular kendilerini Türk olarak adlandırmaz..Yörükler çoğunlukla Türksoyluların Oğuz Boyuna mensupturlar... Oğuz Boyuna mensup olanlar da genellikle Türkmen olarak anılır... Şunu da belirteyim ki, kendilerine Türk demeyen birçok Türksoylu boylar vardır... Özbekler,Kazaklar, Uygurlar gibi... Yani Türk kelimesi bütün Türksoyluları kapsamaz... Fakat aynı soydandırlar... Bugün Kırgız çadırlarları ve göçebe yaşamı incelendiğinde birçok temel benzerlik görüleniliyor...
_________________
İşte bütün bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen;Türk Cumhuriyetini ve Türk İstiklalini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarında akan asil kanda mevcuttur.M.Kemal Atatürk
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
mdfz2
ALİMİNYUM ÜYE
ALİMİNYUM ÜYE


Kayıt: Nov 16, 2005
Mesajlar: 94


MesajTarih: Cmt Tem 21, 2007 4:43 pm    Mesaj konusu: YÖRÜK TARİHİ Alıntıyla Cevap Ver

Yörükler
Anadolu ve Rumeli’de göçebe olarak yaşayan, geçimlerini hayvancılıkla sağlayan ve mevsimlere göre ova veya yaylalarda kurdukları çadırlarda oturan Oğuz Türklerine verilen ad. Bunlara, Türkmenler adı da verilir. “Cesur, muhârip, iyi yürüyen, eli ayağı sağlam” gibi mânâları ifade eden “Yörük” kelimesi yerine, “yürük” kelimesi de kullanılır. Umumî olarak konar-göçer hayat yaşayan bütün topluluklar için kullanılan bu isim, daha çok göçebe Oğuz boyları için alem (özel isim) olmuştur.
On birinci yüzyılda Orta Asya’dan göç eden ve göçebe hayat yaşayan Oğuzlar, İran’dan geçerek, Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu’ya geldiler. Burada da eski hayat tarzlarını aynen devam ettirdiler. İlk zamanlar Türkmen adıyla anılan Oğuzların bir kısmı yerleşik hayata geçti. Anadolu’nun İslâmlaştırılıp Türkleştirilmesi sırasında, Oğuz boyları, Anadolu’nun her tarafına yayıldı. Bir kısmı yerleşik hayata geçerek Türkmen adını aldı, bir kısmı da göçebe hayatını sürdürüp Yörük ismiyle anıldı.

Anadolu Selçukluları ve beylikleri dönemlerinde, Yörüklerden, askerî güç olarak faydalanıldı. Selçuklular ve Osmanlılar, Yörükleri sistemli bir şekilde toprağa yerleştirmeye çalıştılar. Orhan Gâzi ve Yıldırım Bayezid devirlerinde, geçitlerin, derbentlerin korunması, Yörüklere yaptırıldı. Osmanlıların Rumeli’ye geçişinden sonra, Yörüklerin önemli bir bölümü de Rumeli’ye göç ettirildi. Sultan Birinci Murad Han zamanında, Saruhan’dan, Serez taraflarına kalabalık gruplar hâlinde sevk edilen Yörükler, iskân edildikleri yeni bölgelerde, yabancı unsurlar arasında bir dayanak noktası teşkil ettiler ve ileride yapılacak fetihlere yardımcı oldular. Yörüklerin Rumeli’ye geçirilmeleri, Yıldırım Bayezid Han devrinde daha yoğun bir şekilde devam etti.

Sultan İkinci Murad Han ve Fatih Sultan Mehmed Han zamanlarında, yeni fethedilen yerlere, çok Yörük nüfus nakledildi. Fatih Kanunnâmesi’nde Yörüklere, diğer ahaliye göre bazı vergi muafiyetleri tanındı. Fatih Kanunnâmesi’nde, Yörüklerin, ağnam (koyunlar) resmî mükellefi ve askerlikle mükellef oldukları belirtildi. Orduda yardımcı kuvvet olarak vazife alan Yörükler, Kanunî devrinden itibaren, daha çok imar ve muhafaza hizmetlerinde kullanıldı. Bulundukları coğrafî mevki itibariyle çeşitli hizmetler gören Yörükler, sahillerde gemi malzemesi temini ve gemi yapımında; derbentlerde ve ana güzergâhlarda yol emniyeti, tamir, muhafaza, köprü inşası ve menzillere zahire toplanması ve korunmasında; madenlerde, ordunun nakliye işlerinde ve devletin kalelerinin onarımlarında da istihdam edildiler. Yörüklerin, geçtikleri yerlerde kalabilecekleri, yaylak ve kışlak alanları belirlendi.

Yörüklerin Rumeli’ye geçirilmesi ve fethedilen yerlere yerleştirilmesi, daha sonra Osmanlı Devletinin umumî bir siyaseti oldu. Ancak, sonraki devirlerde, Yörüklerin Rumeli’ye yerleştirilmesi yavaşladı. Fakat 18. yüzyılın sonlarına kadar devam etti. Bu göçlerin bir kısmı, isteğe bağlı olduğu gibi, bir kısmı ise devlet siyaseti doğrultusunda mecburî olmuştur.

Anadolu’da başgösteren Celâlî isyanları ve neticesinde meydana gelen iç çalkantılar ve ekonomik buhranlar, Anadolu’daki Yörüklerin düzeninin bozulmasına yol açtı. Bu karışıklıklar, Yörük camiasına da sirayet etti. Devlet, bu yüzden, Yörükler üzerindeki idarî otoriteyi sağlamak ve doğabilecek zararları önlemek için, onları mecburî yerleşmeye tâbi tuttu. Mecburî iskânın gayesi, göçebe hayat tarzı sebebiyle Yörüklerin, yerleşik halka zarar yapmalarını önlemek, harap ve boş olan iskân merkezlerinin imar edilmesini, ekilmeyen toprakların işlenmesini temin etmek, devlet tarafından kontrol edilmesi zor olan eşkıya gruplarına karşı bir emniyet unsuru olarak set vazifesi görmelerini sağlamaktı.

1683 Viyana Seferi'nin mağlubiyetle sonuçlanması, Rumeli ve Anadolu’da, geniş çapta aşiret hareketleri ve eşkıyalık hadiselerine sebep odu. Köprülüzâde Fazıl Mustafa Paşa'nın sadrazamlığı sırasında, 1691 senesinde, Yörükleri tamamen iskân etmek için harekete geçildi.

Rumeli’deki Yörükler, “Evlâd-ı Fâtihân” adı altında yeni bir teşkilata tâbi tutuldu. Bunlardan, askerî maksatlarla faydalanılmaya çalışıldı. Anadolu’daki Yörükler ise, bilhassa Hama, Humus, Rakka ve Halep bölgelerine yerleştirilmek suretiyle, Aneze ve Şammar aşiretlerinin baskınları önlenmeye çalışıldı. 18 Mart 1692 tarihli bir ferman ile, Anadolu’nun çeşitli vilayet ve sancaklarından, muhtelif yörük aşiretlerine mensup yetmiş kadar oymak yerleştirildi. Bu aşiretlerin, yerlerini terk etmemeleri için de, Adana ve Maraş taraflarında, derbent mahallelerine Yörükler yerleştirildi. 1720 senesinde, Şam vilayetine bağlı bazı sancaklar Yörükler yerleştirilmek suretiyle, Türk nüfusu yönünden takviye edildi. Bazı Yörük oymakları da, kendi yaylak ve kışlaklarında iskâna tabi tutuldular. 1693 senesinde, Kayseri vilayetine bağlı Zamantı ve Pınarbaşı yaylaları, 1728’de Zamantı Irmağının etrafındaki harabe köyler, bu bölgede yaylak-kışlak hayatı yaşayan Yörüklere tahsis edildi. Ayrıca Kozan Dağındaki Yörükler, Çukurova’ya, Orta Toroslar'daki kalabalık Yörük cemaatleri İçel’e, Antalya ve Isparta bölgelerinde dağınık halde bulunan Yörükler ise, Taşeli yaylaklarına yerleştirildiler. Bu arada, Orta Anadolu’ya (Çiçekdağı, Nevşehir, Niğde) yörük iskânı yapılırken, Teke, Hamid, Beyşehir, Alanya ve Akşehir Yörüklerinin de uygun yerlere yerleştirilmeleri için, 1732 senesinde ferman çıkarıldı. Ayrıca doğudan batıya uzanan Toros Dağlarının iç ve dış kısımlarında yeni kurulan birçok kasaba ve nahiyelere de, çeşitli yörük cemaatleri yerleştirildi. İçel ve Alanya bölgesinde yaşayan bazı Yörükler, Kıbrıs Adasına gönderildiler.

On dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren, Yörüklerin iskânı, daha düzenli olarak yapılmaya başlandı. Vilayetlerine Yörük iskân edilecek valiler, yaylak ve kışlaktaki Yörükler üzerine iskân nazırı tayin ederek, onları disiplin altına almaya çalıştılar. Tanzimat'tan itibaren de boş araziler ve terk edilmiş yerler, iskân sahası olarak seçildi. Bu şekilde iskân için Bursa, Sivas, Ankara, Konya ve Aydın eyaletleriyle mülhakatı (bağlı yerler) seçildi. Yörüklerin iskânı için tertip edilen Fırka-i Islâhiye, Adana Halep, Maraş ve Ayıntab'da (Anteb) yeni kasabalar da kurmak şartıyla pek çok Yörük cemaatini iskâna tâbi tuttu.

Bugün, Yörüklerin tamamı yerleşik hayata geçmişlerdir. Ancak, eski hayat tarzlarını devam ettiren ve yaylak-kışlaklarda göçebe olarak yaşayan Yörükler, Toroslar'da hâlâ mevcuttur.

Yörüklerin isimleri ve onlarla ilgili kanunî hükümler, ilk defa Fatih Kanunnâmesi’nde yer aldı. Buna göre kurulan yörük teşkilatı, idarî ve askerî maksatlara uygun şekilde düzenlendi. Fatih Kanunnâmesi’nde, Yörüklerin, sefere çıktıklarında her türlü teçhizatı kendilerinin temin etmeleri ve avârızdan muaf tutulmaları ve sefere çıkanların ertesi yıl çıkmamaları kanun hâline getirildi. Ancak, Yörüklerle ilgili kanunnâme Kanunî devri ortalarına doğru tamamlandı. Hasılatı, devletin hazine defterlerinde yazılı ve muayyen zeamet birliklerine çevrilen Yörükler, seraskerlik adı altında bir takım gruplara ayrıldı.

Bunların başında, Yörüklerin arasından seçilerek bir berat ile tayin edilen “serasker” (yörük reisi) bulunurdu. Yörük seraskerlikleri, kendi aralarında ocaklara taksim olunmuşlardı. İlk zamanlar yirmi beş kişi bir “ocak” sayılırken, sonradan ocağın sayısı, otuza çıkarıldı. Bu ocakların her birinden beş kişi, sefere gitmek veya devlet hizmetini görmek üzere “eşkinci” olarak ayrılır, ocakta kalan diğer yirmi beş kişi de “yamak” olurdu. Eşkinci olarak seçilen bu beş kişinin, sefer ve dîvân-ı hümâyûna hizmet masraflarını, altı aylık müddetle ve ellişer akça olmak üzere yamaklar karşılar, buna mukabil avârız-ı dîvâniye vergisinden muaf tutulurlardı. Yörükler, yörük tarzı hayatı devam ettirirlerse, kendi hayat düzenlerine göre ayarlanmış bir kısım vergileri verirlerdi. Onlardan, hiçbir surette, diğer halktan alınan vergi alınmazdı. Ancak Yörükler, tabiî hayatlarını bırakır da, ziraî hayata geçerlerse reaya kaydolunurlar, diğer halkın verdiği vergileri öderlerdi.

Yörüklerin yaşadıkları mıntıkalarda, köyler, mezralar ve yurtlardan meydana gelen kazalar kurulmuştu. Yörükler için cazip bir hâle getirilen kazalarda, Yörüklerin kazâî (adlî) meselelerini hal için, bir kadı bulunurdu. Kadılar, aynı zamanda, Yörüklerin sahip oldukları hayvanların tahrirleri ile, sefer sırasında orduda ikmal ve nakliye işlerinde vazife alacak olanların isimlerini ve kira bedellerini de tespit ederdi. Anadolu’da, bu şekilde kurulan birçok yörük kazası vardı.

Yörükler, Orta Asya’dan getirdikleri gelenekleri devam ettiriyorlardı. Hayatları, belli kaidelere bağlanmıştı. Bu kaideler, daha çok, örfe bağlıydı. Yazları serin olan yaylalarda, kışları ise sıcak veya ılık kışlaklarda geçiren Yörüklerin, yaylalara gidiş gelişleri, belli bir düzen içinde yapılırdı. Bu gidiş gelişler, belli yollardan olurdu. Yaylağı ve kışlağı olmayan Yörükler de otlak kiralarlardı. Yörüklerde yaylaklar, oymakların malı sayılır, o oymağa mensup olan herkesin hayvanları, burada serbestçe otlardı. Yaylak veya kışlaklardaki evler ve çevrelerindeki küçük bahçeler, şahıslara aitti. Çadırların ve küçük bahçelerin bulunduğu yere, “yurt yeri” denirdi. Bir oymağın hayvanlarının, diğer oymakların hayvanlarına karışmasını önlemek için, hayvanlara “dökün, dövme” veya “döğme” adı verilen damgalar vurulurdu. Hayvanların kulakları, belli şekillerde çentilerek de, diğer oba hayvanlarından ayrılırdı. Bu işaretlere “en” adı verilirdi. Koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanlar besleyen Yörükler, yaylak ve kışlaklarda buğday, arpa, mısır ve bazı sebzeleri yetiştirirlerdi. Süt mâmulleri ve et, temel gıdalarını teşkil ederdi. Giyim ve ev eşyalarını, kendileri dokurlardı. Bununla beraber, kapalı bir ekonomiye sahip olmayıp, köy ve kasabalardaki pazarlara inerler, ürünlerini satarak kendi ihtiyaçlarını satın alırlardı. Develeriyle, şehirler arasında yük taşırlardı. İstanbul gibi büyük şehirlere, buğday ve benzeri tüketim maddelerini, develeriyle, Yörükler taşırlardı. Keçi besleyen Yörükler, kıldan yapılmış çadırlarda, diğerleri ise keçeden yapılmış çadırlarda otururlardı. Evi andıran yörük çadırlarında, oturma, yatma ve yemek pişirme için bölümler vardı. Çadır, orta direğin etrafına sıralanmış 5-9 direk üzerine kurulurdu. Büyük çadırlarda, binek hayvanlarının bağlandığı bölüm dahi bulunurdu. Çadırın oturma bölümü, Yörük kilimleriyle döşenir, kenarlarda minderler bulunurdu. Çadırda, herkesin oturacağı yer belliydi.

Yörüklerde aile yapısı, daha çok erkek hakimiyetine dayanırdı. Yörüklerde esas evlilik şekli, tek evliliktir. Umumiyetle, evlenen çocuklar, babayla birlikte yaşardı. Bu yüzden, büyük aileler meydana getirirlerdi. Yörükler, amca kızı, dayı kızı, amca ve teyze kızı gibi yakın akrabayla da evlenirlerdi.

Yörüklerin idarî teşkilatlanmaları, oba, oymak, boy ve ulus şeklindeydi. Yaylak ve kışlaklarda, bir soyun yaşadığı alana “oba” denirdi. Bu terim, zamanla kaybolmuş ve yerini mahalle kelimesi almıştır. Bir veya iki oba halkına “oymak” denirdi. Oymakların başında, “kethüda” bulunurdu. Yörükler, buna, “kâhya” derlerdi. Birkaç oymağın birleşmesinden meydana gelen topluluklara, “boy” adı verilirdi. Boyun başında “boybeyi” bulunurdu. Boy beylerine daha sonra, “yörük başbuğu” adı da verildi. Birkaç boyun birleşmesinden “ulus” meydana gelir, bunun başkanlarına “ulusbeyi” denirdi.

Arı duru bir Türkçe konuşan ve zengin bir folkloru bulunan Yörüklerde, an'ane ve geleneklere bağlılık vardı. Yörüklerin göçleri, belli esaslara bağlanmıştı. Yaylaklara göç, bahar aylarında olurdu. Oymak veya boy beyleri, göçün gününü önceden tespit ederek herkese duyururdu. Göç günü gelmeden önce, gerekli hazırlıklar yapılırdı. Önceden bildirilen gün gelince, bütün eşyalar develere yüklenir, üzerine kilimler atılırdı. Develerin alınlarına süs, küçük ve büyük çanlar takılırdı. Kervanın önünde, yeni elbiselerini giymiş, elinde kirmanı ile yün eğirerek bir gelin giderdi. Çevrede, ata binmiş genç erkekler, silah atarak, at sürerek yayla yoluna yürürlerdi. Boyun çocukları, kadınları ve genç kızları, hayvan sürülerinin önünde veya yanında yürürlerdi. Uzun yolculuktan sonra yaylağa varılır, yerleşilirdi. Sonbaharda da buna benzer merasimle yaylaktan göç edilirdi. Yörüklerin nişan, düğün, bayram ve sünnet zamanlarında uyguladıkları, buna benzer merasimleri vardı.

Yörüklerin, bir kısmı bugün de devam eden, nişan ve düğün âdetleri şöyleydi:

Oğlu evlenme çağına gelen yörük ailesi, kendisine uygun bulduğu ailenin kızına dünür giderdi. Eğer olumlu cevap alınırsa, kız evinde kahve içilirdi. Bunun tersi olursa, dünürcüler, hemen evi terk ederlerdi. Dünürcüler, uygun cevap aldıkları zaman, oğlan evi tarafından hazırlanan ve beraberlerinde getirdikleri şerbeti içerlerdi. Uygun cevap alınıp, söz kesildikten sonra, “beylik” ismi altında, oğlan tarafından seçilen kadınlar, kız evine giderler ve kıza nişan takarlardı. Nişanlar, elbise, altın, gümüş gibi ziynet eşyalarıydı. Söz kesiminde, oğlan tarafından kızın babasına veya velîsine bir miktar para verilirdi. İslâm dinine göre alınmasının haram olduğu bildirilen bu paraya “başlık” adı verilirdi. Oğlan tarafı, kızın elbise, mutfak ve diğer eşyalarını aldıktan başka, kızın akrabalarına da uygun hediyeler alırdı. Bunun ismine “yol” denirdi. Kız, başka köyden gelecek olursa, oğlan babası davet edeceği köylerin her odasına ve her oda sahibine ayrıca birer yol (dâvet hediyesi) gönderirdi. Bu yollar kâse, bardak, sahan, şeker, kahve gibi şeylerdi. Oda sahipleri, düğüncüleri odalarına davet ederek yedirip içirirler ve oğlan babasına düğün sahibiymiş gibi yardım ederlerdi. Odalara inen misafirlerin misafirliği, tamamen oda sahiplerine ait olurdu. Kız tarafı da davetçiler çıkarırdı. Düğün başladığında, her iki taraf, konuklarına ikramlarda bulunurdu.

Kız evinde, kına gecesi yapılırdı. Gelinin gideceği gün, kız evinde hazırlanan ve oğlan tarafından önceden kız evine gönderilen çeyizler, kapının önüne çıkarılırdı. Kız evinden, yüzü alla örtülü olarak çıkarılan gelin, ata bindirilirdi. Çeyizler de yükletilip oğlan evine götürülürdü. Oğlan evine götürülen gelinin, yollarda önüne sık sık çocuklar tarafından ipler gerilir, çocuklara hediyeler verilerek geçilirdi. Gelini, güveyin evi önünde, yengeler attan indirirdi. Gelin attan inmeden önce, güveyin yakın akrabalarından biri, başına üzüm, şeker, arpa, buğday, para gibi şeyler serperdi. Gelin attan ineceği sırada, oğlan babası davet edilir, geline hediye verir veya vaad ederdi. Kaynana ve diğer yakınlar da, çeşitli hediyeler verirlerdi. Gelin attan indikten sonra, güveyinin evine gider, çeyiz içinde ayrılmış olan ve “dürü” adı verilen bazı eşyalar, davetlilere dağıtılırdı.

Damada törenle elbise giydirilirdi. Güvey, elbiseyi giydikten sonra, “sağdıç” adı verilen, evli bir kimsenin evine götürülür, vaktin gelişine kadar, güveye her türlü şakalar yapılır, güvey burada izin almadıkça yerinden kalkamaz, gülemez ve söz söyleyemezdi. Bundan sonra meclise köyün hocası gelirdi. Güveye, gerdeğe ait sıhhî ve dinî öğütler verir, kendisine hayırlı bir evlilik için dua ederdi. Yatsı namazı kılındıktan sonra, güveyi, arkadaşları evine götürürler, evin giriş kapısı önünde hoca tarafından dua okunduktan sonra, arkadaşları tarafından vurulan birkaç yumruk arasında, güveyi eve girerdi.

Ertesi gün kadınlar, gelini ziyaret ederler, bu ziyaret esnasında yapılan törene “baş bağlama” veya “duvak açma” adı verilirdi. Bir hafta veya bir ay sonra damat, gelinle beraber kayınpederin evine giderek, büyüklerin ellerini ve dizlerini öptükten sonra, kayınpeder ve kayınvalidesini evine davet ederdi. Bu davet günü, kayınpeder de, ayrıca bir gün için onları davet etmiş olur ki, buna “el öpme” denirdi.

Yörükler mensup oldukları Oğuz boylarına göre isim alırlardı: Kayı, Bayat, Karaevli, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Kızık, Beğdili, Karkın, Bayındır, Peçenek (Beçenek), Çavundur, Çepni, Salur, Eymir, Alavuntlu, Yüreğir, İğdir, Buğdüz ve Kınık isimleri yörük boylarına ait isimlerdir. Bugün Anadolu’daki birçok mezra, köy ve kasaba, isimlerini bu yörük boylarının isimlerinden almışlardır. Yörükler, umumiyetle Orta, Güney ve Batı Anadolu’da yerleşmişlerdi. Bugünkü, Sivas, Ankara, Bolu, Kastamonu, Balıkesir, Manisa, Kütahya, Afyon, Uşak, İzmir, Aydın Antalya, Konya, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Adana, Hatay, Gaziantep ve Maraş illerinin bulunduğu geniş bir sahaya yayılmışlardı. Büyük gruplar hâlinde yaşayan Yörükler, ayrıca birçok tâli kollara ayrılmışlar ve çeşitli yerlere dağılmışlardı. Bunlardan Ankara, Tokat, Kırşehir bölgesinde yaşayan Ulu-yörük topluluğu ve Ankara Yörükleri, Orta Anadolu yaylalarında yaşamaktaydılar. Aydın, Honaz, Nif, Çeşme ve Bozdoğan havalisinde Karaca-Koyunlu, Menteşe bölgesinde Oturak Barza, Güne Barza, Küre Barza, İskender Bey, Kayı, Horzum, Kızılca-Yalınç, Bolu, Uluborlu, Tefenni ve Ereğli civarında Bolu Yörükleri diye adlandırılan Yörükler yaşamaktaydı. Söğüt Yörükleri diye anılan büyük bir topluluk, Bursa’daki Emir Sultan Evkafı reayası olarak, Söğüt, Edincik, Balıkesir, Bursa, Bergama, Gönen ve İnegöl’e kadar yayılmışlardı. Kara-Keçili Yörükleri, Söke; Boynu-İncelü Yörükleri, Nevşehir ve Aksaray; Kayı ve Çoban Yörükleri, Manisa civarında dolaşıyorlardı. Kalabalık nüfusa sahip Danişmendlü Yörükleri de, Aksaray, Kırşehir, Aydın ve Adana gibi geniş bir sahaya yayılmışlardı. Biga ve çevresinde yaşayan Ağaca-Koyunlu Yörükleri ise, daha küçük bir cemaati teşkil etmekteydi.

Anadolu’da dağınık bir durumda bulunan Yörükler, Rumeli’de daha teşkilâtlı ve belli yerlerde yaşamaktaydılar. Rumeli’deki Yörükler, İstanbul’dan kuzeye doğru Bender ve Akkerman’a kadar, Tuna’yı takiben Bulgaristan ve Sırbistan hudutlarına, oradan da Selanik Çatalcasına kadar yayılmışlardı. Bu geniş saha içinde, sekiz grup olarak defterlere kaydedilmiş olan Yörükler, daha sıkı disiplin altındaydılar. Rumeli’deki Yörükler, Tekirdağ, Naldöken, Kocacık, Vize, Selanik, Ofçabolu Yörükleri, Aktuğ ve Oktav Tatarları adlarını taşımaktaydılar.

Uzun müddet Rumeli’de kalan, fetihler sırasında Osmanlı ordularına yardımcı olan bu Yörükler, zamanla azaldılar. Osmanlılar'ın, Rumeli’den çekilmeleri üzerine, onlar da Anadolu’ya göç ederek, çeşitli yerlere yerleştirildiler. Rumeli’de kalan yörüklerden bir kısmı, bugün Yugoslavya’da Ograzden Dağlarının güney eteklerinde hayvancılıkla uğraşmakta, geleneklerini, dillerini ve ekonomik yapılarını korumaktadırlar.

Bugün, hemen hemen tamamen yerleşik hayata geçmiş olan Yörükler; Aydın, Manisa, Kütahya, Antalya, Mersin, Adana, Muğla ve Balıkesir gibi muhtelif yerlerde yerleşmişlerdir. Eski an’anelerini ve hâlen konar-göçer yaşayışlarını sürdüren Yörükler de vardır. Bilhassa Orta Toroslar üzerindeki Bulgar (Bolkar) Dağlarının eteklerinde bulunan, Güzeloluk, Yağdağ, Karagül, Eğriçayır, Perçengediği, Sarıtaşgediği, Konçagediği, Bayboğan, Düden, Çatalca, Dikmen, Yağlıpınar, Bastırık, Dedeli, Barçın, Alaçayır, Cumayalık, Konurcuk yaylalarında; yine Toroslar üzerindeki Aladağlar eteğindeki Üçkapılı, Demirkazık, Baş Yayla, Alagöl, Göşdere, Dönberi, Taşhan, Tekir ve Namrun yaylalarında; Kozandağı eteklerindeki, Uyuzpınarı, Seyhan Nehrinin kolu Zamantı Suyunun yamaçlarındaki Şıhlı, Yeniköy, Bakırdağı, Kurşundağı, Çataloluk, Dereşimli, Gölalan, Çadıryeri, Boncuklubel, Boyduran yaylalarında; Binboğa Dağlarındaki Ayran Pınarı, Yedi Kardeş Pınarı, Alapınar, Karagöl, Yaylaklı, Kemerli gibi yaylalarda; Nurhak Dağlarındaki Gülkice, Akpınar, Beysöğüt, Yamrıtaş, Isırganlı, Yapraklı ve Abeş yaylalarında yarı konar göçer halde yaşamaktadırlar.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
MUKO
ALTIN ÜYE
ALTIN ÜYE


Kayıt: Jun 27, 2007
Mesajlar: 653


MesajTarih: Cmt Tem 21, 2007 11:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu siteyi bu yüzden çok seviyorum.Araştırıp bulup ne güzel yazmışsınız.Sağolun varolun.Bu bir kültür hizmeti.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Erbai
ÜYE
ÜYE


Kayıt: Jan 01, 2009
Mesajlar: 4


MesajTarih: Prş Oca 01, 2009 10:34 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Ver

Degerli Gaysar Adli Üye,

Bende Yesilyuva köyünden gelme , almanyada yasiyan bir gencim.

Benim ögrenmek istedigim Gaysar köyünü hangi Boyun kurmus olmasidir.
Ayrica buraya yerlesen Oguz Türklerinin ne kadar yerli halkla karismis olmasidir.

Cevap verirseniz cok makbule gecer

Saygilarimla
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Acipayam.com Forum Ana Sayfası -> Soralım,bulalım,bilelim Tüm saatler GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group



Copyright © 2004-2008 Mustafa UNAL. Bu site PHP-Nuke © 2003 kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.