ANA SAYFA !
RADYO ACIPAYAM.COM

SİTE AYNASI

Üye
32040

30
Bağlı olanları sadece üyeler görebilir
FİRMA REHBERİMİZ
KÖŞE YAZARLARIMIZ
HABER ZAMAN TUNELİ
SAYFA İZLENİMİ
Şu ana kadar

47132496

sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: 3 Nisan 2004

HİT
· Bugün

806

· Dün

8231


Acipayam.com :: Başlığı Görüntüle - ÇİVRİL
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

ÇİVRİL

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Acipayam.com Forum Ana Sayfası -> Komşu ilçe ve köyler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Civril_li
ÜYE
ÜYE


Kayıt: Mar 23, 2010
Mesajlar: 5


MesajTarih: Prş Mar 25, 2010 6:43 pm    Mesaj konusu: ÇİVRİL Alıntıyla Cevap Ver

ÇIVRIL COGRAFYASI:

Çivril ilçesi Ege bölgesinin Iç bati Anadolu Bölümünde Denizli Ili sinirlari içinde yer almaktadir. 1499 km2 yüz ölçüme sahip olan ilçenin kuzeyinde Sivasli (Usak), Kuzey Batisinda Karahalli (Usak) Kuzey Dogusunda Sandikli (Afyon) Güneyinde Dazkiri ve Evciler (Afyon)ilçeleri bulunmaktadir. Güney Batisinda ise Denizli’nin Bekilli, Çal, ve Baklan ilçeleri bulunmaktadir.

ÇIVRIL TARIHI

MÖ.3000 yillarina kadar tarihi uzanan Çivril'in çesitli yerlerinde bu yillara ait oldugu belirlenen "Arz ava Beylikleri"nine bir çok eseri bulunmustur. Bu tarihten sonra sirasiyla Frizler, Lidyalilar, Selevki Kralligi, Bergama Kralligi ve Romalilar görülür. Selcuklular'in Anadolu'ya yerlesmesiyle Çivril yöresinde Türk egemenligi Baslamistir. Çivril 1910-1911 yillarinda Afyon iline bagli kaza iken 1925 yilinda Denizli iline bagli ilce olmustur.
-------------------------------------------------------------------------------------

Betcesultan Yeryüzüne Çıkarılıyor


İlçe Kaymakamı Muzaffer BAŞIBÜYÜK, Kazı Başkanı Doç.Dr. Eşref ABAY ile birlikte 22 kişin görev aldığı Beycesultan kazı çalışmalarını yerinde inceleyerek kazı hakkında bilgiler aldı.İlçemiz Kocayaka köyü sınırları içinde bulunan Beycesultan Höyüğünde ilk kazı çalışmaları Ankara’daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsü adına Seton Lloyd ve James Mellaart tarafından 1954 yılında başlatılmıştır. 1959 yılına kadar 6 sezon süresince gerçekleştirilen kazı çalışmalarında elde edilen verilerin, bu yerleşim yerinin Batı Anadolu’nun prehistorik dönem kültürlerini anlamada ve açıklamakta anahtar öneme sahip olduğunu ortaya koymasına rağmen, bu yerleşim yerinde kazılar devam ettirilmemiş ve uzun süre arkeolojik araştırmalarda göz ardı edilmiştir.

Beycesultan’da ikinci dönem kazı çalışmaları Doç. Dr. Eşref Abay başkanlığında 06.08.2007 tarihinde başlatılmıştır. Bu kazı sezonunda höyüğün yayılım sınırları belirlenip topografik planı çıkartılmış ve hem önceki dönem hem de yeni açılan açmalar sözü edilen plan üzerinde işaretlenmiş olup, çalışmalar devam etmektedir.

-------------------------------------------------------------------------------------


İki istiklal madalyalı TEK kuvvacı

1875 (1292)'te Denizli-Çal Kazası Süller Kasabası'nda doğdu. İstanbul Ulemasından Müftüzâde Hacı Mehmet Hamdi Efendi'nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini babasının Süller Kasabası'ndaki medresesinde yaptı. Daha sonra öğrenimini İstanbul'da sürdürdü. Orada Fatih yakınlarındaki Ümmü Veled Medresesi'ne devam etti. Fatih Dersiâmlarından Muğlalı Ali Rıza Efendi'den Beyan, Bedii, Meâni, Kelam, Usul, Hadis, Tefsir gibi dini ilimleri, Hoca Mustafa Efendi'den de Astronomi ve Hendese gibi müsbet ilimleri okudu. 22 Eylül 1909'da üstün başarı ile, Ali Rıza Efendi'den Müderrislik icazetini aldı (1). Bu arada Arapça ve Farsça lisanlarını öğrendi (2).

Öğrenimi sonrasında Çal-Süller'e dönerek babasının medresesinde ders vermeye başladı. On sene hocalıktan sonra, kardeşi Mustafa Hulusi Bey'in (3) istifası üzerine, 12 Temmuz 1910'da Çal Müftüsü oldu. Ayrıca uzun süre yürüttüğü Evkaf Komisyonu Başkanlığı'na getirildi (4).

Milli Mücadele'nin başlamasıyla, ulusal harekatın yanında yer aldı. Bu amaçla, İzmir'de Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti'nin önderliğinde 17-19 Mart 1919 tarihleri arasında yapılan kongreye, Çal delegesi olarak katıldı (5). İzmir dönüşünde yaklaşan tehlikenin büyüklüğü ve vehameti konusunda halkı aydınlattı. İzmir'in işgali üzerine, 17 Mayıs 1919 günü Çal halkını Çarşı Camii'nde toplayarak onlara düşman istilasına karşı seyirci kalınmamasını ve mukavemet edilmesinin gerekli olduğunu anlatmıştır (6).




Daha sonraki günlerde de aynı camide yapılan toplantılarla halkı düşmana karşı direnme konusunda bilinçlendirmeye ve teşkilatlandırmaya çalışmıştır. Bu amaçla, ilçenin nüfuzlu kişileriyle toplantı yapmıştır. Böyle bir toplantıda;

"Allahımız bir, Peygamberimiz bir, kitabımız bir, vatanımız bir olduğuna göre muhafazasına mecburuz. Mukaddesatımızı müdafaa için Allah'ın ve Peygamber'in emirlerine uymak gereklidir. Çöken Saray Saltanatının yerine milletin kalbindeki iman nuru bir kat daha parlamıştır…" (7).

Şeklinde yürekleri ürpertici bir konuşma yapmıştır. Bu arada Müftü Ahmet İzzet Efendi, toplantıda hazır bulunanlardan bir de imzalı senet almıştır. Çal halkından yirmi kişinin (8) imzaladığı 15 Temmuz 1335/1919 tarihli senette;

"Efendim!

Bâlâda muharrer esami sahipleri (yukarıda isimleri yazılı olanlar), cümlemiz dinimizi, vatanımızı, namusumuzu vikaye için size iştirak etmeye söz veriyoruz. Buna dair her emir olursa ifasına amadeyiz. Eğer muhalif olursak kanımızı, katlimizi helâl ederiz" (9).

Başta kaymakam olmak üzere Çal halkının ileri gelenlerinin karşı çıkmalarına rağmen, söz konusu çalışmalarını sürdürür. Kendisi bu çalışmalarından şöyle söz eder:

"Harbi Umumi (I. Dünya Savaşı) neticesi vaki mağlûbiyet üzerine -Allah böyle günleri biz müslümanlara bir daha göstermesin- Yunanlıların İzmir'e çıkmasıyla millet karanlıklar içinde kaldı. Ne yapacağını şaşırdı. Halkın Kuvve-i maneviyesini sağlamak için müteaddit defalar (defalarca) Çarşı Camii Şerifinde (Çal), Hükümet önünde, meydanda dinî nutuklar söyledim. Halkı mukavemete (karşı koymaya) teşvik ettim. Ümitsizliğe düşmeyerek teşkilatlanmaya sevk ettim. Halk sözümüzden müteessir olarak feryat ve figanlar içinde iken o zaman kaymakamımız bulunan Fazlı Güleç:

"Müftü Efendi, şer'an kendisine düşen vazifeyi yapmıştır. Bu bapta (konuda) benim de hakkı kelâmım (konuşma hakkım) vardır. Beni dinlerseniz ordularımız inhilâl etmiş, silahı elinden alınmıştır. Askerlerimiz cepheleri bırakmıştır. Bu sebeple Müftü Efendi'nin söylediklerini yapmak, düşmanı gazaplandırmaktan, binnetice onların ayakları altında perişan olmaktan başka bir işe yaramayacaktır".

Meâlinde sözler söyledi. Kaymakamın bu sözlerini Darülfünun mezunlarından Ortaköylü (Çal) Emin Efendi merhum takviye etti:

"-Ferit Paşa kabinesinin 'Yunanlılara karşı koymayınız, onların işgalinden korkmayınız' meâlindeki telgraf emirlerinden bahsederek mutavaat lüzumunu ortaya attı".

Bunlara karşı ben

"Gözlerimiz görerek, bedenimizde can varken kendimizi ve mukaddesatımızı düşmanın yed-i habisine (pis eline) terk ve vatana ayak basmalarına tahammül edemiyeceğimizi, behemahal müdafaa tertibatı almamız lazım geldiğini, silahsız ve vasıtasız da olsa düşmana karşı evlâdu ayalimizi şehit etmeden memleketimize düşmanın giremiyeceğini, hatta hepimizi şehit etse bile Allah'ın izni olmadan düşmanın bu topraklara ayak basmasının mümkün olamayacağını"

Söyledim. Ve bu fikrimde ısrar ettim. Hazır bulunan kalabalığın reyini sordum. Onlar da "evvelâ siz üçünüz fikir birliği yapınız, bize bildiriniz. Biz müdafaa için hazırız" dediler (10).

Milli Mücadele'nin ilk günlerinde Kaymakam ve Çal halkının ileri gelenlerden beklediği desteği bulamaması, Müftü Ahmet İzzet Efendi'yi yıldırmadı. Çalışmalarını, Çal ilçesi dışında da sürdürdü. Bu cümleden olarak, Çal dağlarının ünlü eşkiyası DEDE EFE'nin barınağına kadar gitmiş, "Gavurun Türk, Müslüman ne varsa toptan yok etmek için dikildiğini" Efe'ye anlatmış, onu kızanlarıyla birlikte cepheye sevketmiş, Demirci Mehmet Efe ile ilk bağlantıyı kurmuş (11), Kaklık Köyü ve çevresinden topladığı gönüllülerle, Çal'dan Kaymakam'ın karşı koymasına rağmen sağladığı gönüllülerle, mütareke komisyonunun emrine uyanların düşmana teslim için askerlik şubesi deposunda topladıkları silah ve malzemeye el koymuş, sonra Denizli'ye giderek yetkililerle görüşmüştür (12).

Müftü Ahmet İzzet Efendi, hatıratında bu görüşmelerinden şöyle söz eder:

"…Derhal atıma binerek ilçemize 12 saat mesafedeki Denizli'ye hareket ettim. Yol üzerinde "Ali Kurt" köyüne uğradım. Evvelce haber aldığım buralı Dede Efe ile temas imkanını temin ettim. Dede Efe'nin 25-30 kadar kızanı olan çetesini düşmana karşı harekete ikna ettim. Keza Kaklık köyünde nüfuz sahibi Ali Bey'i gördüm. Onu da hazırladım. Denizli'ye vardım. Orada henüz bir hareket hamlesi yoktu. Müftü Ahmet Hulusi Efendi merhumu gördüm ve fikrimi anlattım. Tasvip etti. Milletin sözümüze bakıp bakmayacağında mütereddit idi. Beş altı kişi müstesna, bütün Çal halkının benimle beraber olduğunu söyleyince gözleri yaşardı. Onlara kendisi ile görüştüğümüzü saklamamı tenbih etti.

O zamanki Mutasarrıf ve Eski Dahiliye Vekili Faik Öztrak'a vardım. Fikrimi izah ettim. Bana Kaymakam'ı sordu. Kaymakam'ın bu davadaki muhalefeti dolayısıyle kendisinden memnun kalmadığımı hissetti. Hoşuna gitmedi. Rengi bozuldu.

Bana:

"Müfti Efendi! Sen ne demek istiyorsun? Bu vaziyet karşısında bir kaymakam, bir mutasarrıf, bir Vali ne yapabilir?" dedi.

Ben de: "Kaymakamlık, Mutasarrıflık, Valilik milletle kâimdir. Millet cayır cayır yanmağa başladı. Biz buna seyirci kalamayız. Ne yapacaksanız yapınız. Ben kudretim nispetinde bu uğurda bir vazife almağa geldim" deyince tekrar rengi değişti. Bu kabil bir harekete Ferit Paşa kabinesinin razı olmadığını beyan ile bu mesele etrafında Kalem Reisi (Askerlik Şubesi Başkanı) ve Müftü Efendi ile görüşmemi, bilahere bir şekil kararlaştırılmasını tavsiye etti.

Kalem Reisi Tevfik Bey'i ziyaret ettim. Bu sevimli komutan bana:

"Ey hocam! Bu iş senin gibi hocalara ve benim gibi ihtiyarlara mı kaldı?" diyerek önce biraz latife etti. Kendisine Müfti Efendi ve Mutasarrıf Beyle görüştüğümü ve hazırlığımı anlattım. Yapacağımız hareket planına her ikisinin de razı olduğunu beyan ettim. Fevkalade sevindi. Mevzu etrafında bazı esaslar görüşerek hemen planımız mucibince harekete geçmek üzere vedalaştık. Müftü Ahmet Hulusi Efendi ile de görüştüm, vaziyeti anlattım. O da ferahladı. Çal'daki hazırlığımı da öğrenince "Sen doğru Çal'a git. Hazırlığını şümullendir. Bir iki güne kadar biz de burada hazırlığımızı tamamlıyalım. Sana haber verince hemen yola çık" diye beni uğurladı. Ben de vaziyetten memnundum.

Hemen Çal'a geldim. Atımdan inmeden doğru hükümet önüne geldim. Orada merhum Necip Bey'le karşılaştım. O da evvelce muhalefetine rağmen benim Denizli seyahatimi uzaktan kritik ettirerek işin ehemmiyetini idrak etmiş olduğu için bana: "Emrinize âmâdeyiz. Buyurunuz!"dedi. Zira muhalefeti bilhassa şahsı için zararlı olacaktı. Çünkü ben efelerle de görüşerek bunların muhalefeti halinde yapılacak işi tasarlamıştım…" (13).

Müftü Ahmet İzzet Efendi'nin sözü edilen çalışmalarıyla, Çal'da kısa sürede düşmana karşı teşkilatlanma ruhu doğdu. Çalışmalarında Yd. Sb. Ahmet (Akşit), Müftü Efendi'ye yardımcı oldu. Hatta köy köy dolaşarak halkı milli harekat konusunda aydınlattı (14). Bu gelişmelerin sonunda Müftü Ahmet İzzet Efendi'nin Başkanlığı'nda 15 Temmuz 1919'da yirmibir kişiden müteşekkil Çal Heyet-i Milliyesi kuruldu (15).

Bundan sonraki gelişmelerden de Müftü Ahmet İzzet Efendi şöyle söz eder:

"Bu yirmi kişi ve ilçenin diğer önde gelenleri ile hemen hizmete başladık. Jandarma dairesinin kapısını kırarak sekiz sandık cephane ile 10-12 adet mavzeri aldık. Badehu (sonra) askerlik şubesinin deposunu kırarak orada mevcut cephane, pala, silah ne varsa hepsini aldık. Çal Merkez kasabası eşrafını köşk eşraflarına yolladık. Oralardan silah ve gönüllü asker dercine himmet olundu. Hatta asker firarilerinin güzergahları kesilerek silahları alındı. Bu suretle hayli silah ve asker dercolundu (toplandı). Bunların topunu alarak Köşk cephesine hareket ettim. Düşmanın Omurlu'yu işgali günü biz de cepheye varmıştık…" (16)

Müftü Ahmet İzzet Efendi Başkanlığı'ndaki Çal Heyet-i Milliyesi, "gerek gönüllü kuvvet teşkilinde, gerekse milli kuvvetlere olan maddi yardımları hususunda pek çok takdir aldı. Hatta TBMM Dahiliye Vekaleti'ne dahi, bu heyetin fedâkâr çalışmaları hakkında raporlar yazıldı" (17).

Müftü Ahmet İzzet Efendi, yukarıda sözü edilen hizmetleri ile yetinmeyip çalışmalarına devam etmiştir. Bu cümleden olarak, kendisinin de belirttiği gibi Çal ve çevresinden topladığı 100 gönüllü ile Aydın-Köşk cephesinde düşmanla çarpışmıştır (18).

Öte yandan bölgede Yunan mezalimi ve faciasının büyük boyutlara ulaşması üzerine, 22 Aralık 1919'da Çal merkezinde 15.000 kişinin katıldığı bir miting düzenlenmiştir. Başta Müftü Efendi olmak üzere mitingte çeşitli konuşmalar yapılarak Yunan işgâl ve zulmü bir defa daha protesto edilmiştir. Ayrıca miting sonunda kararlar alınmış ve bu kararlar, Müftü Ahmet İzzet ile yedi arkadaşının (19) imzalarıyla Dahiliye ve Hariciye Nezaretlerine, suretleri İstanbul'daki Amerika, İngiliz, Fransız ve İtalyan siyasi yetkililerine, Yenigün, Tasvir, İkdam, Monitör ve Oryantal gazetelerine gönderildi (20).

Mitingte alınan kararları önemine binaen sunuyoruz:

"Vatanımızın ruhu mesabesinde olan sevgili İzmirimizin Yunanlılar'ın tecavüzüne terk edildiği günden beri gaddarâne boğazlanan müslümanların fecaiyi katillerini şikayet ve bu gibi müessif vaziyetin durdurulması, üzerinde hiç bir hakkı bulunmayan, lisanen, mezheben, iktisaden, medeniyeten ve tarihen tamamiyle Türk olan İzmir'in Yunanlılar'ın vahşi ellerinden tahliyesini, Aydın havalisinde mazlum ahaliye karşı yapılmış olan fecayi İtilaf Devletleri memurları tarafından yapılan âdilâne tahkikatle de teyit edildiği halde, dünyaya adaleti yayacaklarını ve her milletin kendi hududları dahilinde "mazhar-ı inkişaf" olmalarına çalışacaklarını harbin başladığı günden itibaren her vesile ile ilândan geri durmayan İtilaf Devletleri'nin halen bu kanlı işgali yaşatmakta devam etmesine ve her gün ırzı ve canı heder edilen binlerce mazlum müslümanların boğazlanırcasına çıkan feryatların, Avrupa münevverlerinin kulaklarına girmemesinden hayrete düşen kazamız ahalisi, bugün onbeş bin kişinin katıldığı mitingde alınan aşağıdaki kararların, sizin vasıtanızla dünya kamuoyuna duyurulmasına karar verildi:

1. İzmir'deki Yunan İşgalinin geçici olduğunun sonradan Paris Sulh Konferansı tarafından tekrar beyan edilmesi, adı geçen vilayetin tamamiyle bir Türk vilayeti olduğunu tasdik mahiyetinde telakki edildiğinden bu hususta fazla söz söylemeye lüzum görmeksizin, İzmir'de asayişin temini hususunda Türkler'in daha büyük muvaffakıyet ibraz ettikleri gerek işgal öncesi ve gerekse işgal sonrası İzmir ve mülhakat ahvalini kendi gözleriyle gören ecnebi ileri gelenlerin dahi tasdikleri bulunmakla bu lüzumsuz ve feci işgale nihayet verilmesini taleb ederiz.

2. İzmir'in işgali keyfiyeti şayet oradaki beş on Hristiyan'ın hayatının temini maksadıyla idame ediliyorsa, altıyüz seneden beri hem en satvetli günlerimizde bizimle beraber yaşamalarına müsaade ettiğimiz Hristiyan kavimlerin, hâlâ işgal altında bulunmayan vatan kısımlarında, aynı serbesti ve refah içerisinde hiç bir şikayetsiz yaşamakta olduklarını dünyanın dikkatine sunarak, Türkler'in amansız hasmı rezil ağızların hakkımızda söylemekte oldukları bu gibi iftira kabilinden yalanları tamamiyle reddederiz. Muhtelif tarafsız yabancılar tarafından yapılan tetkikatla da tahakkuk eden Türk alicenaplığının ve vatanperverliğinin nazar-ı itibara alınarak hakkımızda söylenen yalan sözlere ehemmiyet verilmemesini rica ederiz.

3. Özellikle emelimiz olan medeniyet yolunda ilerleyebilmek için Wilson prensipleri mucibince Türkler ile meskun olup İtilaf Devletleri'yle mütareke imzalanması sırasında yedimizde bulunan vatanımızın kısımları üzerindeki hakimiyetimizin her türlü şaibeyi kayıttan azade olarak tasdik altına alınmak suretiyle medeniyet dünyasıyla iyi münasebetlerimizin tekrar iadesine yüce yardımlarınızı rica ederiz.

4. Türkler altı yüz seneden beri müstakil olarak yaşamış olmak hasebiyle memleket idare etmekteki liyakatleri ve bu hususda haiz olmaları icabeden rüştü haiz olduklarını bütün dünyanın önünde isbat ettiklerinden, milli istiklalimizi eksik edecek hiçbir kaydı kabul edemeyeceğimizi, bütün cihana ilân ederiz.

5. Devletlerden herhangi birinin iktisadi ve ilmî yardımlarını memnuniyetle kabul ederiz.

6. Türkler ta üçyüz seneden beri komşularından hiç birinin arazisini işgal etmek hevesinde bulunmadıkları halde mücerret başkaları tarafından düçar oldukları tecavüzlere karşı kendilerini müdafaa etmek emeliyle hiç bir zaman harpten uzak kalmamışlar ve sürekli sulh içinde yirmi sene geçirememişlerdir.

Bu kadar müşkilat içinde bulunmakla beraber yine medeniyetten icabı kadar hisselerini almışlardır. Bu cihetten kendilerine komşu olan kavimler kadar olmasa bile hiçbirinden de geri kalmamışlardır. Bunun hilafına yapılan isnadlar pek az bir tahkikatle sabit olacaktır.

7. Mazallah iş bu isteklerimizin temin edilmemesi halinde, artık "terakki ve inkişâf" ümitleri tamamen mahvolmuş demektir. Böylelikle Osmanlı Türkleri ölüme mahkum edilmiş demek olacağından, böyle bir felaketi gözlerimizle görmektense ölerek bu memleketleri ıssız bırakmayı tercih eder, bu kavmin imhası mesuliyetini ve vahimesini asrın idarecilerinin üzerine yükleriz.

8. İsteklerimizin asil İngiliz, Fransız, Amerikan ve İtalyan milletlerinin nazar-ı dikkatlerine sunulmasına yardımlarınızı rica ederiz" (21).

Müftü Ahmet İzzet Efendi'nin Milli harekat lehindeki çalışmaları, Yunanlılar tarafından da bilinmekteydi. Uşak'ı işgal eden düşman, köyü olan Süller'e gelmiş ve kendisini aramıştır. Müftü Efendi'yi bulamayan Yunan askeri, evini, değirmenini yakmış-yıkmış, 8-10 yük kap-kacak, kitap ve sairesini yağma ve tahrip etmiştir (22). Daha önce bir vesile ile zikrettiğimiz Çal Cumhuriyet Halk Partisi Başkanlığı'nın 4 Mayıs 1930 tarihli yazısında, adı geçene düşmanın verdiği zararın 10.000 Türk lirası olduğu belirtilmektedir (23).

Kurtuluş Savaşı'na katılanlara ancak bir tek "İstiklal Madalyası" verilmiş olduğu halde; Müftü Ahmet İzzet Efendi'ye biri "Çal Müftüsü İzzet Efendi", diğeri de Çal Kazası Müdafaa-i Hukuk Heyetinden Müftü İzzet Efendi" isimlerine düzenlenmiş iki madalya verilmiştir (24).

Son söz olarak diyebiliriz ki, Müftü Ahmet İzzet Efendi, Milli Mücadele'nin başlamasıyla ulusal harekatın yanında yer aldı. Yukarıda değinildiği gibi, bağımsızlığımız için fiilen çalıştı. Bu cümleden olarak, Yunan işgali üzerine, Çal'da ilk milli örgütü kurmuş ve uzun süre de bu teşkilatın başkanlık görevini başarıyla yürütmüştür. Ayrıca düşmana karşı vuruşmalara katıldı. Daha ilk gününden itibaren Milli Mücadele'nin meşru olduğunu, meydanlarda ve cami kürsülerinde yaptığı ateşli konuşmalarıyla halka duyurdu. Bu arada Ankara Fetvası'nı da tasdik ederek bu yöndeki dinî hükmü bütün millete duyurdu (25).

O, kısaca belirtilen hizmetlerinden dolayı, İstiklâl Madalyası ile taltif edildi. Hem de iki madalya ile… Zaferden sonra teklif edilen milletvekilliği görevini benimsemeyerek irşâd vazifesine devam etti. Kırk yılı aşkın bir süre, başarıyla Çal Müftülüğü'nü yürüttü. 29 Nisan 1950 tarihinde kendi isteğiyle bu görevden emekli oldu. 1952 yılında da vefat etmiştir (26).

Yakın tarihimiz daha etraflı olarak incelenirse, Müftü Ahmet İzzet Efendi'nin değeri çok daha iyi anlaşılacaktır.

-------------------------------------------------------------------------------------

Küfu Çayı Konumu;


--------------------------------------------------------------------------------
Küfu çayı,1960 yılına kadar bahar aylarında taşan bir nehirdi. Sonradan baraj yapılarak Işıklı gölü meydana getirildi ve böylece yüzyıllardır taşarak asırlar öncesi Çivril ovasını bataklık hale getiren ve daha sonralarda ise gücü azaldığı için ancak yukarı mahalleyi, Haydan'ı ve Çatlar mahallesinin kuzey taraflarını basan Küfu çayı islah edildi. Küfu çayı Çivril’i bataklık haline getirdiği için milattan önceki devirlerde Çivril ovasının tamamı bataklıktı. O dönemlerde bölge vahşi olarak camız, geyik ve yılkı atları ile ön planda idi. Bu hayvanlar o dönemlerde önemli ekonomik güç sayılırdı. Yani bu hayvanlar şimdiki petrol gibi çok güçlü iktisadi değerlerdi.
--------------------------------------------------------------------------------

Küfu Çayı


Küfu çayı MÖ 200 yıllarından itibaren ticari nehir olarak kullanılmıştır. Selevkuslar, Büyük İskender’in ölümünden sonra Ege bölgesinde ekonomik ve siyasi bir güç oluşturmak için Hieropolis(Pamukkale), Colossia (Honaz), Laodikya (Hieropolis yanı) ve Eumania (Işıklı) şehirlerini kullanmıştır. Bu bölgelerde de ticareti artırabilmek için Suriye'de yaşayan 20.000 (rakam tarih kayıtlarda kesindir) ticari konularda uzman olan yahudileri Ege bölgesine dağıtmışlardır. Bu dağılımlardan o dönemde kurulan Hieropolis, Laodikya, Colosia ve Eumania da payını almıştır. Bu şehirler güçlerini Romalıların yükselme devrine kadar MS 200 yılına kadar ihtişamla devam ettirmiştir. Sonra sürekli olarak devam eden depremlerle yıkılmıştır. O dönemlerdeki Pamukkale civarındaki koyunların yünleri çok yumuşak olduğu için (Karahayıt ve Pamukkale sularından dolayı) bölgedeki yünler çok itibar görmüştür. Eumania da camız ve geyik postlarıyla ön plana çıkmıştır. Eumania bilindiği gibi Küfu çayının merkezlerinden birisidir. Eumania da yaşayanlar altın üretiminin yanında, Meşe ağaçlarının meyvesi olan palamuttan kahverengi kök boya elde ederek Laodiya'ya satmışlardır. O dönemlerde Çivril ile Uşak arasındaki bölgeye "Meşe Denizi" ismi verilirdi. Meşe denizi denmesinin sebebi, bölgenin toprak görünmeyecek derecede meşe ağaçlarıyla kaplı olmasıydı. MÖ devirlerde şehir devletleri egemenliği olduğu için Eumania da yaşayanlar palamutu ve palamuttan elde ettikleri kahverengi boyayı yün konusunda çok ileri gitmiş olan Laodikyalılar’a satmıştır. Eumania da yaşayanlar ticaret yolu olarak Küfu çayını kullanmışlardır. Küfu çayı ile Büyük menderes nehri bağlanmış ve bu yolla palamutlar Denizli bölgesindeki şehirlere satılmıştır. Küfu çayının bir nehir ticaret yolu olması buradan kaynaklanmaktadır.


Burada çok önemli konu; Laodikyalıların Roma askerleri için yaptıkları elbiselerinin kahverengi olmasının sebebi; tekstil merkezi olan Laodikya'nın Romalı askerlerin elbiselerini Çivril ovasından getirdikleri palamut ağacından elde ettikleri kahverengi kök boya ile boyamalarından dolayıdır.


ÇİVRİL'den geçen Kervan Yolu;

Bilindiği gibi MÖ 600 yılından evvel dahi Çivril Ege bölgesi ile İç Anadolu ve Akdeniz bölgesi için bir geçiş yeridir. Kral Yolu da Sard' dan(Salihli)-Bulkaz-Işıklı-Dinar hattı ile İç Anadolu’ya yönelirdi.

Türklerin zamanında da bu kral yolu kullanılmıştır. 1210 yılından itibaren (1100 yıllarında da öncü olarak gelen Türkler vardır) Çivril'e ve etrafına Oğuz boylarının çok büyük miktarda göçü olmuştur. Bu göçler sadece şimdiki Çivril'e olmamıştır. Birer Oğuz boyu veya aşiret adı olarak bilinen Yuva (Yuvaköy),Belence, İban, Çapak, Osmanköy, Koçak, İğdir, Somak, Karayahşiler, Bayat, Somak, Yaka, Menteş, Somak, Emir, Sökmen, Cabar.... gibi köylere (..ki bunlar 24 Oğuz boyudur ve bunlardan türeyen aşiretlerin ismidir) Yörükler (Oğuz boyundan olup "Yörü" - yürü" kelimesinden türeyen Yörük, yani sürekli yüreyen-göç eden anlamında...Zamanımızda göçmen-macır adı verilenler gibi) yerleşmiştir. Çivril’in eski adı Peltai’dir. Bölgeye gelenler suyu bol olduğu için ve çok sulak olduğundan merkeze "suyu bol anlamına gelen" Çivril adını vermişlerdir. Çivril merkezinde yerleşim çok sonraları olmuş tren gelince bu köylerden ve etraf bölgelerden gelenler Çivril'e kaymıştır. Çivril’e ilk yerleşmeler, Yukarı Mahalle ve Çatlar mahallesine gerçekleşmiştir. Hatta Bekilli'nin Ekse (şimdiki adı Poyrazlı) köyünden dahi buraya gelmişlerdir. (Çivril’deki soyadları Bilgin(Küçükosmanlılar), Ekse, Abalı ve Musalar gibi sülaleler Ekse’den göç edenlerin çocuklarıdır).

Bu bölge göçler sebebiyle hareketlenmeye başlayınca, Selçuklular döneminde Kral Yolu denilen ticari hatta Çivrilliler "Kervan Yolu" demişlerdir. Fakat bu hat MÖ devirlerde olduğu gibi Dinar’dan ve İğdir’den sonra Salihli tarafına değil, Bekilli tarafına yönelmiştir.

Kervan Yolu Hattı; İç Anadolu'dan gelenler Dinar'a, Homa, Belence, Yuvaköy, Işıklı,dağ eteğini takip ederek Koçak ve İğdir sonra ovaya yönelerek Çivril Kocakır mevkii (Hastane arkası şimdiki Çevre yolu denilen yolun hemen yanındaki doğu tarafı toprak yol), Bedirler yokuşunun başlangıcından, Yakasomak, Kocayaka altından Sarılar köyüne ve Bekilli ilçesi yakınındaki "Kayı Pazarı" denilen yere kadar uzanır. Çivrilliler (yani bu bölgede yaşayanlar) bu yola "Kervan Yolu" demişlerdir.


-------------------------------------------------------------------------------------


ÇİVRİL'İN TARİHİ ZENGİNLİKLERİ:

BEYCE SULTAN HÖYÜĞÜ
İlçemizde sayıları 150’ yi bulan höyüklerden , üzerinde bilimsel kazı yapılan tek höyüktür. Çivril – Denizli asfaltının batısında , ilçe merkezine 5 km uzaklıkta Kocayaka Köyü yakınlarındadır. Kayıp “Arzawa” başkentini ortaya çıkarmak için yapılan kazılarda en eskisi M.Ö. 4000 yıllarına tarihlenen 200’ün üzerindeki tarihi eser Pamukkale ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Höyüğü görmek için gelenleri ise , üzerinde yaban otlarının bittiği iki tepe ve Beylikler Dönemi’ne ait bir türbe karşılamaktadır.

ÇEÇTEPE KAYA KABARTMASI
Çivril’de yer alan tarihlerianıt niteliğindeki tek eserdir. Bayat Köyü yolu üzerinde , Yavuzca-Çeçtepe mevkiindeki bir kaya üzerinde yer almaktadır. Pers dönemine tarihlenen bu kabartmada batıya doğru bir atın çektiği iki tekerlekli bir araba , önünde ve arkasında bir atlının göründüğü rölyef bulunmaktadır. 1969 yılında define bulmak amacıyla dinamitlenmiş , bu tarihsel anıttan günümüze çok küçük birkaç figür kalmıştır.



ATTANASSOS ( DEDEKÖY )
Çivril’e 5 km uzaklıkta Emirhisar Kasabası’na giriş yolu üzerinde bulunan tarihi bir dini merkezdir. Frigya döneminde , Frigya dininin vadideki merkezi olan bu yer, Roma ve Bizans dönemlerinde ise Hristiyanlığın piskoposluk merkezi olmuştur. Türklerin eline geçtikten sonra 13. yy Beylikler Dönemi’nde ise şimdiki cami yapılmış olup bu cami günümüzden 30 yıl öncesine kadar ibadet merkezi olarak kullanılmıştır.

MYRİOKEPHALON ( MİRYEKEFELON )
Aşağı Çapak Köyü köprü ayrımından iibaren , Yukarı Küfi Vadisi içinde bulunan 6-7 km uzunluğundaki boğazın olduğu yerdir. Çivril – Işıklı – Osmanköy üzerinden, Aşağı Çapak Köprüsü’ne kadar araçlarla gidilip , buradan yaya olarak boğazı geçmek mümkündür.



SERBENŞAH CAMİİ
İlçe merkezinden 12 km uzaklıkta bulunan Savran Köyü’ndedir. Taş temel üzerine kerpiç duvarlardan yapılmış caminin üzeri kubbesiz , düz toprak bir çatı ile örtülüdür. 13.yy Beylikler Dönemi’nde yapılan cami sonraki yıllarda birkaç kez tamir görmüştür.

2-DOĞAL ZENGİNLİKLER:

IŞIKLI AKKÖZ PINARI
Çivril’e 10 km uzaklıkta Çivril-Dinar karayolunun geçtiği Sarıbaba Dağı eteklerinden çıkan pınardır.

GÜRPINAR SU ÇIKANI
Çivril – Uşak karayolunun 15. kilometresindedir. Yüksekçe bir kayanın altından çıkan kaynak , bulunduğu yerde geniş bir kaynak oluşturur.



HOMA ŞELALESİ
Çivril’e 30 km uzaklıkta Gümüşsu Kasabası’ndadır. Akdağ’dan kaynağını alan ve yaklaşık 25 metreden düşen suyun oluşturduğu bir şelaledir. Yeşillikler arasında çevresi piknik için düzenlenmiş araçlarla çıkılabilen bir yerdir.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
MUKO
ALTIN ÜYE
ALTIN ÜYE


Kayıt: Jun 27, 2007
Mesajlar: 653


MesajTarih: Cum Mar 26, 2010 7:11 pm    Mesaj konusu: Hoşgeldiniz. Alıntıyla Cevap Ver

Değerli hemşerim sitemize hoşgeldiniz.Çivril ilçemiz hakkında bu güzel paylaşım için teşekkürler.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Civril_li
ÜYE
ÜYE


Kayıt: Mar 23, 2010
Mesajlar: 5


MesajTarih: Pts Mar 29, 2010 6:33 pm    Mesaj konusu: Re: Hoşgeldiniz. Alıntıyla Cevap Ver

Teşekkürler inş dewmıda gelecek
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:  

  
Seçenekler:
Son Mesajı Alıntı Yap
 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Acipayam.com Forum Ana Sayfası -> Komşu ilçe ve köyler Tüm saatler GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açabilirsiniz
Bu forumdaki mesajlara cevap verebilirsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group



Copyright © 2004-2008 Mustafa UNAL. Bu site PHP-Nuke © 2003 kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.